HVtXrd. Bu sayfada Eylül Kitap Özeti Uzun, Eylül Kitap Özeti Kısaca, Eylül Kitap Özeti Olay Örgüsü, Eylül özeti, Eylül kitap özeti ayrıntılı, Eylül özet, Eylül roman özeti, Eylül Kitap Özeti Kısa, Eylül kitap özeti, Eylül kitap özeti kısa bulunmaktadır. *Mehmet RAUF* Romanın kahramanlarında Süreyya Bey, beş yıldır evli olduğu karısı Suat Hanımla birlikte babasının köşkünde oturmaktadır. Süreyya’nın babası yaşlı, halden anlamaz, dediğim dedik bir insandır. Süreyya ve eşi Suat babalarının bu tutumundan memnun değildirler. Evden uzaklaşmak için yaz aylarını babasının Bakırköy’deki şehre uzak bağ evinde geçirmek zorunda kalmaktadırlar. Evde babasıyla birlikte, annesi, kız kardeşi Hacer, eniştesi Fatin, dadı ve hizmetçiler de vardır. Rahatına ve zevkine düşkün bir adam olan Süreyya, bir dairede memurdur. Her zaman yaz aylarını Boğaziçi’nde bir yalıda geçirmenin hayalini kurar. ancak aldığı maaş bu hayali gerçekleştirmek için pek mümkün olmamaktadır. Süreyya’nın halasının oğlu Necip de ara sıra köşke misafir olarak gelir. Necip, çalışmadan yaşayan, vaktinin çoğunu eğlence yerlerinde geçiren, yaşı otuzu geçtiği halde evlilikten kaçan bir gençtir. Hacer, evli olmasına rağmen Necip’e sırnaşmakta onunla gönül eğlendirmektedir. Üstelik eşi kendisi için her şeyini verecek kadar onu sevmektedir. Suat bu duruma da çok kızmaktadır. Kocasına bir sevgiliden çok anne şefkatiyle bağlı olan Suat, evliliklerinde eski heyecanlarının kalmadığını üzülerek hisseder. Kocasını mutlu etmek için bir şeyler yapmak ister. Gizlice babasından para isteyip eşi için bir yalı kiralar. Kocası bu duruma çok sevinir. Yalı kiralandığı haberi evde duyulunca Hacer, kıskançlığından patlayacak hale gelir. O gece kocası Fatin’le kavga eder. Suat, Necip’i yeni evlerine davet eder. Süreyya ve Suat yalıya yerleşirler. Hem dostları hem de akrabaları olan Necip de Suat ve Süreyya’ nın yanına gelir. Süreyya için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir. Necip, bu mutlu çifte imrenerek bakar. Kendisini yalnız hisseder, yaşantısını bir cehenneme benzetir. Necip ara sıra yalıya misafir olarak gelir. Süreyya ile Suat, Necip’in gelmesine çok sevinirler, gitmesini geciktirmek için tuhaf tuhaf bahaneler uydururlar. Suat uzunca bir aradan sonra yeniden piyano çalmaya başlar. Süreyya kendi alışkanlıklarını sürdürürken Suat da Necip’le birlikte zaman geçirip piyano çalmaktadır. Başbaşa geçen bu uzun yaz tatilinin sonlarında Necip Bey bir şeylerin olduğunu, Suat Hanım’a aşık olduğunu anlar. İçini bir sıkıntı kaplar, onlardan uzaklaşmak ister. Necip, içindeki sıkıntıyı atmak için Beyoğlu’na ve Ada’ya gider, yeni arkadaşlar edinir. Fakat bir türlü aradığı huzuru bulamaz. Aklına Boğaz’da Süreyya ile Suat’ın yalısında geçirdiği günler gelir. Bu durumdan kurtulmaya çalışsa da başarılı olamaz. Sonunda çare olarak onların yanından ayrılmaya karar verir. Giderken de Suat’ın eldivenlerinden bir tanesini izinsiz olarak hatıra olması için alır. Daha sonraları Necip’in hastalandığı öğrenilir. Süreyya ve Suat buna çok üzülürler. Hastalığın tehlike devresi geçince Necip’in yanına giderler. Necip hastalığın etkisiyle sinir yorgunluğu içerisindedir. Hacer Necip’in hastalığı sırasında yanında bulunmuş ve o sıralarda Necip’in kendinden geçmiş olduğu zamanda yastığının altından bir bayan eldiveni bulmuştur. Hep birlikte hasta hakkında konuşurlarken Necip’in annesi eldiveni gösterir. Suat kendi eldivenini görünce şok olur ve olayı anlar fakat kimseye sezdirmez. O sırada Necip’te sapsarı olur utancından ve çaresizliğinden ne yapacağını bilemez. Necip hastalıktan sonraki iyileşme devresini yalıda geçirilmek üzere mecbur edilir. Halbuki O, onlardan kaçmak için uğraşmaktadır. Necip bir şekilde sevdiği kadına ilanı aşk eder. Suat’ın tepkilerinden onunda kendisini sevdiğini anlar. İki aşık birbirlerini sevmektedir fakat piyanoyla çaldıkları şarkılarla, sözlerle, bakışlarla… Bir yaz sessiz ve olaysız bir şekilde geçmiştir. Eylül ayı gelince Süreyya konağa gider. Bu gidiş beklenen bir gidiş değildir. Konuyla ilgili tartışırlar. Suat bu duruma anlam veremez. Daha gitmeden önce kışı bile beraber geçireceklerini söylemiştir. Ama Süreyya bir şeyleri sezmiş olup, o yüzden gitmiştir. Konağa geri dönülür. Necip artık eskisi kadar yalıya gelmemektedir. Hele Hacer’in davranışları, onların her bakışlarından anlam çıkarmaya çalışan tavrı her ikisini de deliye döndürür. Hacer her fırsatta Necip’i ve Suat’ı sıkıştırır, onlara imalı sorular sorar, ağızlarından laf almaya çalışır. Suat, sürekli olarak Hacer’in gözlerini üzerinde hissettiği için, Necip’e karşı olabildiğince mesafeli ve soğuk davranır. Necip, Suat’ın zihninden geçenleri bilmediği için bu duruma alınır. Birbirlerini buldukları anda, ister istemez kaybedeceklerdir. Suat kendisinde kalan Necip’in aldığı eldivenin diğerini de verir. Bunun sebebi ise artık hayatın Suat için yaşamaya değer bir tarafı kalmamasıdır. Bir gece konakta yangın çıkar. Herkesi bir telaş ve korku alıp götürür. Canlarını zor kurtarırlar. Etrafta çığlıklar, feryatlar, gürültüler, çatırtılar birbirine karışır. Dumanlar, alevler bir anda konağın her tarafını kaplar. Herkes büyük bir panikle dışarı kaçışır. Süreyya şaşkın bir halde oraya buraya koşar. Suat’ı arar. Ama Suat ortalıklarda yoktur. Süreyya alevlerin içine doğru Suat diye inlemektedir. Suat’ın bulunduğu odanın kapısına gelirler. “Suat!” diye seslenirler. Zayıf bir inilti sesi duyar gibi olurlar. Ortalık yakıcı alevlerle, boğucu dumanla kaplanır. Necip dehşetle haykırarak içeri atılır. Fakat tam bu esnada şiddetli bir çatırtıyla tavan yıkılır, her taraf alevler içinde kalır. Her ikisi de çöken tavanın altında kalırlar. KİTABIN ADI EYLÜL EYLÜL KİTABIN YAZARI Mehmet RAUF EYLÜL YAYIN TARİHİ 2013 Eylül Romanı Kaç Sayfa 256 EYLÜL ROMANININ KONUSU Süreyya ve onun karısı Suat ile akrabaları olan Necip Bey ile aralarında geçen olayları anlatmaktadır. Yasak bir aşk anlatılmaktadır. EYLÜL ROMANININ ANA FİKRİ Aile içi iletişim açısından da değerlendirilebilecek bir aşkı anlatır. Evli bile olsa kişilerin ellerinde olmadan, bir arada bulundukları sürede birbirlerine yakınlaşmaları ile aralarında yaşanan yasak aşkı anlatmaktadır. Psikolojik bir romandır. Eylül kitabındaki şahıslar, eylül roman kahramanları Suat Kocası Süreyya ile mutlu bir evlilik sürdürürken Necip Bey’e aşık olur. Süreyya Suat’ın kocasıdır. Bir dairede memurdur. Maaşı hayallerine yetmez. Necip Akrabaları olan Süreyya ve Suat’ın yanına gelip, Suat’a aşık olan bir adamdır. Hacer Suat’ın kardeşi ve Necip ile gönül eğlendiren bir kadındır. Eylül Mehmet Rauf’un yayın hayatımıza kazandırdığı romanlardandır. Bu yazıda ünlü edebiyatçılarımızdan Mehmet RAUF’un eylül adlı romanının özeti, eylül romanının olay örgüsü, eylül mehmet rauf özeti kısa, Eylül romanının özeti, Eylül kısa özet, Ortaokul lise öğrencilerinin okuyabileceği kitap özetleri, lise öğrencilerinin okuması gereken bir kitap özeti, 7, 8. Sınıf Ortaokul öğrencilerinin okuyabileceği kitap özetleri, 9 10 11 ve 12. Sınıf lise öğrencilerinin okuması gereken bir kitap özeti bulunmaktadır.
"Yalnızız" Romanının Tahlili ve Ruh-Beden Çatışması Üç bölümden müteşekkil bir eserdir. Romanın olay örgüsü üç ana bölümden oluşur. Bu bölümlerin ilkinde düğümler atılmaya başlanır. Roman Mefharet’in, Selmin’in hamile olup olmaması konusunda şüpheleri ile başlar. Birinci bölümde, Mefharetin kızı olan Selmin annesine ve dayılarına karşı oyunlar oynar, çeşitli dolaplar çevirir. Onlara adını söylemediği bir erkek ile gayr-ı meşru ilişkide bulunduğunu söyler ki hepsi baştan beri bir yalanın mahsülüdür. Fransa'ya gidecek ve orada çocuğunu doğuracaktır güya . Selmin'in bu oyunları ve baba adayını söylememesi üzerine annesi Mefharet fenalıklar geçirir ve o erkeğin kim olduğunu öğrenmeye çalışır. Fakat bunu bir türlü öğrenemeyince, çeşitli olayların da etkisiyle kendi kardeşi, Selmin'in dayısı ve romanın başkahramanı Samim'den şüphelenir. Mefharet bir ara küçük kardeşi Besim ile beraber Samim'in odasına girip onun hatıra defterini okurlar. Samim bu defterde “Simerenya” adında- kurduğu hayali bir dünyadan ve aşkındanMerale olan aşkı bahsediyordur. Mefharet bu kişinin kızı Selmin olduğu düşüncesinde diretir, çok yakın bir akraba olduğunu söyler .Ancak bu yakınlık selmin-Ferhat ile olan aile bağı şeklindeki bir yakınlıktır . Besim ise öyle olmadığına ablasını inandırmaya çalışır; ancak o da emin değildir. Simerenya’da bahsettiği kızın Selmin değil de Meral olduğunu uzunca bir süre bilemeyeceklerdir de zaten. Selmin’in tüm bunları yapmasının nedeni Mefharet’in baskıcı tutumundan bunalması, özgür bir kız olduğunu hissettirmek istemesi ve annesinin nişanlısı Ferhad’a olan tutumunu yanlış bulmasıydı. Sonunda Selmin'in amacına ulaşmak için nişanlısı ile birlikte kendilerine bir oyun oynadığınıSamim bunu sonunda sezer ve Samim'in sevgilisinin de kızı yaşında biri olduğunu anlarlar. İkinci bölümde Samim ile Meral'in aşkı anlatılmaktadır. ikinci bölüm için felsefî bir alt yapı bahsedilen düğümlerin karakterler üzerindeki etkilerini anlatılır. Samim, Meral'i sevmekte, hep onu düşünmektedir. Meral ise Samim'den gizli oyunlar ve kirli ilişkiler içinde bulunmaktadır. Ayrıca Meral,Feriha isimli ; okul sıralarında iken barlara düşmüş ve sonra da kendisinden çok yaşlı bir adamla Fransa'ya gitmiş bir arkadaşına özenmekte, onun fikirlerini ve hareketlerini doğru bulmaktadır. Abisi ve Samim'in o kadınla görüşmesini yasaklamalarına rağmen yine onun yanına gidip, onunla beraber Fransa'ya gitme planları kurmaktadır. Sonunda Samim, Meral'in oynadığı oyunları anlar ve onu terk eder. Üçüncü bölümde atılan düğümlerin yarattığı gerilim doruk noktasına ulaşır. Olaylar karakterlerin bakış açılarıyla ortaya Fransa'ya gidip, Feriha'nın yaptığı gibi yaşlı bir adamla evlenmek için pasaport işlemlerine başlamıştır. Bunu öğrenen abisi Ferhat, kesinlikle izin vermeyeceğini, böyle yaptığı takdirde zaten hasta olan babasının daha kötüleşmesine sebep olacağını ve aile şereflerini düşüreceğini söyler. Gitmemesi için başına gözcü dikip hep onu gözetleyeceğini belirtir. Bunun üzerine Meral o gece evden kaçma kararı alır. Hazırlanıp çıkmak üzereyken kapının kilitli olduğunu görür; anahtarı da bulamaz. Kapıyı açmaya çalışırken gürültüsüne abisi uyanır ve onu odasına kilitler. Odasında sıkıntıdan içmek istediği sigarasını yakmak isterken bir kaza sonucuGaz şişesini arar, bulur ve çakmağa gaz doldurur. Ancak gaz biraz taşar, çakmağın dışına ve ellerine bulaşır. O acıyla çakmağı elinden fırlatıp eteğinin üzerine düşüren meral, fazla hareket edince bacaklarının arasındaki şişeyi de devirir. çarşafı tutuşur ve Meral yanarak korkunç bir şekilde ölür. Böylece romanın sonunda Meral’in ikinci kişiliği ön plâna çıkacaktır. Ancak bu ikinci kişilik yanarak can verecektir. Bu olayın gerçekleştiği saatlerde, Meral'in annesi, aynı zamanda da Samim'in eski metresi olan ve Meral'in babasıyla ayrılmış olduklarından dolayı başka bir evde Meral'in dadısıyla birlikte yaşayan Necile, dadı ile beraber tuhaf ruh halleri içinde Meral'in ölümünü hissetmektedirler. Meral'in evine telefon ettiklerinde onun öldüğünü öğrenirler. Korktuklarından dolayı Samim'i yanlarına çağırırlar. Samim geldiğinde Necile'yi kalp spazmı geçirerek ölmüş halde bulur. Ve Roman, iki kişinin farklı yerlerde ve yalnız ölmeleri ile Samim’in kendi yalnızlığı içinde sona erer. v Böylece, gece vakti başlayan olaylar bir sabah vakti çözüme ulaşır. Güneşin doğması ile yalansız ve Meral’siz bir dünya daha doğar. v Meral’in ölüm nedeni olarak “ruh ve bedeninin çarpışması” ve bu karşılaşmadan kurtulamama belirtilebilir. Meral’in defterinden son bir not “Biz, hepimiz sadece kendimizi düşündüğümüz için yalnızız ve yalnız kalacağız.” MEKÂN Olay, İstanbul Yeşilköy’de bir köşkte cereyan etmeye başlar. En büyük mekân unsuru bu köşktür. Ütopik bir yer olarak Simeranya da ütopik bir mekandır. Anlatıcı Romanda anlatıcı birinci ve üçüncü kişilerdir. Samim ütopyasını anlatırken birinci anlatıcı kullanılmıştır. Romanda, bilinç akışı tekniği ve iç monolog harikulâde bir şekilde verilmiştir. Romanda kullanılan bir diğer teknik montaj tekniğidir. Bu fikirleri romanda çoğu zaman kendi muhayyilesinde tekrar yorumlayarak esere yansıtır. Romanın Ana Problemi Yalnızız temelde ruh mu beden mi? sorusunun yanıtını arayan ve insanlık için bir çözüm öneren bir romandır. Bu çözüm, yazarın ütopya düşüncesiyle somutlaştırmaya çalıştığı Simeranya’dır. Doğu-Batı çatışması, 1939 sonrasında insan ruhunun açmazlarına ve daha sonraları bu sorunsalın temelinde yattığına inandığı ruh-beden hesaplaşmasına dönüşmüştür. Zaman Olaylar İkinci Dünya Savaşı sonrasında geçmektedir. İnsanlar arasındaki güvensizlik ve ilişki kopukluğunu, yalnızlığı, insanın kendi kendisine yabancılaşmasını; ancak yakın zamanda yaşanan büyük savaşın tesiriyle izah etmek mümkündür. Yalnızız’da öykü zamanı, toplam 26 günlük bir süredir. Zaman akışında dikkat çeken bir diğer nokta, tüm gerilimin çözüme kavuştuğu son bölümdür.283-365 KONU Manevî değerlerin zayıflaması sonucunda, insanın içine sürükleneceği açmazın, materyalist yaklaşımlarla çözümlenemeyeceği gerçeğini kabule yanaşmayanların, eninde sonunda yalnızlığa düşüp hüsrana uğrayacağı gerçeğini konu edinir. Romanda reel hayatın gerçekliklerinden bir kaçış söz konusudur KİTABIN ANA FİKRİ İnsanlar dertlerini paylaşmalı, yalnız başlarına sıkıntılarını içlerine atarak sıkılmamalı, düşüncelerini açıkça söyleyebilmelidir. Günümüzde insanın bütün problemlerinin temelinde kendi ruhunu keşfedememesi yatar. Bunu yapabildiğimiz takdirde yaşamımız anlam kazanacaktır. Olaylar kişinin kendi ruhunu tanıyamaması sonucunda gelişen karamsarlık ve çıkmazlar üzerine gelişmektedir Bana göre kitap kendimizi tanımamıza yardımcı oluyor ve içinde bulunduğumuz zor durumlarda yapmamız gerekenleri bize öğretiyor. v İlerleyen teknoloji ve değişen insan ilişkileri kent yaşamında bireyi yalnızlığa iter. Kendisini değişen toplumun ahlâk kurallarına ve yapısına yabancı hissetmeye başlayan birey, yaşadığı mekânı değiştirme yolunu seçebilir. İşte bu aşamada Meral ve arkadaşlarınca soyut mekân olarak Paris, Samim tarafından da ütopik bir yer olarak Simeranya gündeme gelir. v Peyami Safa'nın Yalnızız adlı romanında Simeranya, ütopyaların gerçek olduğu düşsel bir ülkedir. v Peyami Safa, bu eserinde insanlığı, materyalizmin kör çemberini kırmaya, kendini kaybettiği ruhunu bulmaya çağırmaktadır. Asrımızda insanın bütün problemleri bu noktada düğümlenmektedir. Ve Allah'ı bilmedikçe, insanlık buhrandan buhrana yuvarlanacak, huzur ve sükûn bulamayacaktır. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ 1-Safa’nın romanlarında karakterler genelde bir ideolojik görüşü ya da hayat karşısında takınılan bir tutumu temsil eder/savunur. Yalnızız romanında ise karakterler madde ve ruhu, kültürel yapı olarak ise Batı ve Doğuyu temsil ederler.Doğu ve Batı çatışması. Samim ve Besim bu iki hayat görüşünün temsilcileridir. Samim Doğu’yu, Besim ise Batı’yı temsil eder. İki görüş yani simgesel olarak iki kişi romanın başından sonuna kadar çeşitli konularda fikir münakaşaları yaşarlar ve genelde münakaşalardan Besim yani Doğu kazanır. Esasen tartışmalar kazanmak üzere değil de bir fikri sunmak üzere yapılır. Neticede de Besim yani Peyami Safa düşüncelerini bir şekilde sunmuş olurlar. Besim çatışma için tetikleyici unsurdur. Besim olmadan Samim’in varlığından söz edilemez. Her şey zıddı ile vâkidir. Bir fikir de ancak zıddı ile mevcuttur. Besim’deki maddecilik, batıcılık olmadan Samim’in ruhçuluğu ve doğuculuğu olamaz. Maddeci, pozitivist dünyanın akla haddinden fazla önem vermesi, insanın maneviyatını, metafiziği yok sayması Samim için acı bir durumdur. Çünkü Samim, bütün dertlerin ve sıkıntıların insanın metafizikten yoksun olmasından, Allah’ı bilmediğinden kaynaklandığını savunur. Sıkıntıların, üzüntülerin ve hastalıkların temelinde onun için ruh yatar. Dolayısıyla hastalanan insan ancak ruhu tedavi edilirse iyileşmiş demektir. Dönemin gerçekçi yapısında böyle bir şey mümkün olmadığı için Samim tüm bu ruhçu bakış açısıyla tespit ettiği tedavi metodlarını “Simeranya” isimli bir defterde toplar. Bu defter bir süre sonra onun için bir devletçik modeli olur.Yani bir ütopyadır.Romanın her safhasında Simeranya’dan bahseder Samim ve sürekli yazar. Gerçek hayatın sıkıntılarından kaçmak istediği zaman Simeranya’da bulur kendini. Üçlü gelgitlerüç ayrı mekân- üç ayrı şahıs çatışması ile romanın öyküsü ilerletilir. 2. ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ Romanda şahıs kadrosu simgeselleşmiştir. Kişiler bir hayat görüşünü, bir fikri ya da bir ideolojiyi yansıtırlar. Samim Doğu’yu, Besim ise Batı’yı temsil da tereddüdü simgeler. v Samim =>Başkahramandır. Selmin’in dayısı, Mefharet Hanımın kardeşidir. Meral’i sevmektedir ancak daha sonra ayrılırlar. Samim Selmin için cemiyeti temsil eden birisidir. Samim Necile’yi, Necile’nin kızı Meral’den daha çok sevmiştir. Samim tüm roman boyunca şüphesiz bütün olayların öyle ya da böyle merkezindedir. Samim’i çıkardığımız zaman romanda büyük bir boşluk olacaktır ve romanın bütün halkalarını birbirine bağlayan büyük halka yok olacaktır. v Samim lügatte,”Öz, asıl, iç, gönül “anlamlarına gelmektedir. Peyami Safa’ya göre Doğu; iç, öz, asıl olandır. Safa’nın değerlerini savunan, Samim’dir Samim ona göre içtedir, iç’e aittir; öz’dür. Kendinden olandır. “Samim” adı altında verilen bu yeni insan tipinin tekâmül evrelerini tamamlamış ve neredeyse mükemmel bir ruh yapısı vardır.“Samim”, ruh ve bedenin ideal ortaklığından doğan yeni insan tipini temsil eder. Samim, romanda yer alan olaylarda devamlı belirleyici ve seyri tayin edici bir konumdadır. Bu noktada, Samim’in öğretici / ders veren bir kişilik olduğu söylenebilir. v Samim, orta yaşlarda, kendine özgü felsefesi ve dünya görüşü olan aydın bir kişidir. Sentezci bir aydındır. Okumuş, tecrübeli ve bilgili birisidir. Zekâsı, vak’aları neden-sonuç ilişkisi içinde değerlendirmesi, ince dikkati sayesinde çözüme ulaşmayı bilen bir yapıya sahiptir. Maddî durumu iyi olmasına rağmen, çalışmayı seven birisidir. Görünüşü, oturması, kalkması, konuşması ile tam bir entelektüel tipidir. Çirkinliklerle dolu olan bu dünyaya karşı mutluluğun, güzelliğin ve doğruluğun oluşturduğu bir dünya yaratır kendi kafasında ve bu dünyaya Simeranya adını verir. Aydınlanma çağı bilim ve düşünce anlayışının metafiziği, ruhî ve manevî değerleri silip atan pozitivistlere ve materyalistlere karşı duran Samim, ruh ve beden bütünlüğünü en iyi derecede kuran sentezci bir aydındır. Manevî değerleri temsil ettiği için fizikî özellikleri pek vurgulanmamıştır. Ruha önem vermesi ile paralellik gösteren şüpheci ve dikkatli bir tavrı vardır. Romanın sonuna doğru Samim, hem çevresinden hem de Meral’den nefret eden bir konuma gelir. Nedeni ise Samim’in yalana karşı tavrı ve gerçeklik arayışıdır. v Feriha Okul sıralarında iken barlara düşmüş ve sonra da kendisinden çok yaşlı bir adamla Fransa'ya gitmiş bir kızdır ve Meral de ona özenmektedir. Genç yaşta Nusret ile evlenmeden metres hayatı yaşayarak Paris’e yerleşen bir kişidir. Aslında Feriha romanda bir nihilist tiptir. Çünkü yazarın gözünde Feriha’nın pek bir değeri yoktur. v Ferhat Selmin’in nişanlısıdır. Meral’in de abisidir, Samim’e karşı tavır alır. Ferhat kendi fikrî durumları adına kız kardeşi Meral’i Samim’e karşı olumsuz bir şekilde yönlendirir. Besim gibi eğlenceye düşkün maddi yaşamı tercih eden birisidir. v Selmin Mefharet hanımın kızıdır. Asi bir kişiliğe sahiptir. Selmin, kelime anlamı itibariyle barış yanlısı, barış ve sevgi duygusu ile dolu anlamlarına gelmektedir. Selmin romanın başında bizde geçimsiz, olumsuz bir tip olarak gösterilse de dayısı Samim ile olan antlaşması onun aslında anlaşma taraftarı birisi olduğunu bize gösterir. Yani Selmin mantığının elverdiği şeyleri uzlaşmacı bir yapı ile yapan kişidir. Karakteri ile ismi arasında sıkı bir bağ vardır. Annesi ve dayılarına karşı, Ferhat ile evlenmek için oyunlar oynar. Hamilelik rolü de bunlardan biridir. Selmin, güzel, çekici, özgürlüğünü arayan bir kızdır. Selmin’in tüm maceraları annesi etrafında gelişmektedir. Selmin annesinin baskıcı ve şüpheci tutumundan bıkmış ve ona artık büyüdüğünü göstermek için çok ciddi oyunlar oynayan bir kızdır. v Besim “güler yüzlü, güleç adam “kavramlarına karşılık gelir, olaylara sıradan, gülerek ve alaycı bir yaklaşım sergiler. Samim ve Mefharet’in kardeşidir. Samim’in simeranyasına hayranlık tetikleyici unsur, hasım veya karşı güçtür. Midesine düşkündür, bu da onun için maddi değerlerin ne kadar üstün olduğunu gösterir. Batının materyalist unsurları Besim’e yüklenmiştir. Besim’in fikirleri iyi incelenmiş ve irdelenmiştir. Bu da Samim’in fikirleri ile Besim’in fikirlerini nasıl kıyaslamamız gerektiğini göstermiştir bize. Açık sözlü birisidir. v Necile Meral’in ve Ferhat’ın annesidir. Kocasından ayrılmış ve ailesinden ayrı bir evde yaşamaktadır. Samim’in Necile ile birlikteliği romanın sonlarında anlatılmıştır. Bir ihtimal var ki, Meral Samim’in Paris aşkı ve Samim aşkı onun geri kalan hayatını yalnız geçirmesine neden olacaktır. Kızı ile paralel bir yaşam gösterir. Ve kızının öldüğü gece o da can vermiştir. v Meral Meral, geyik demektir ve ürkekliği Selmin’in okuldan arkadaşıdır. Aynı zamanda Samim’in eski sevgilisi olan Necile’nin de kızıdır. Samim’in sevgilisidir. Samim Meral’i iki kişilikli bir insan olarak tahlil etmiştir . Maddeye bağlı bir kişidir Meral. Meral, Feriha’ya hayranlık duymuştur ve onun gibi yurt dışına gitmek için çırpınırken evde yanarak ölmüştür. v Mefharet Mefharet kelimesi , övünme, övünmeyi gerektiren şey anlamında kullanılmaktadır. Romanda Mefharet’in paşa torunu olması ve Arnavut olması ile övünmesi bu sembolizasyonu tamamlayan zaman duyguları ile hareket eden, heyecanlı ve küçük meseleleri büyülten bir kadın tipidir. Mefharet’in romandaki asıl varlığı şüpheciliği etrafında toplanmıştır. Mefharet kendi muhayyilesinde kendisi için boşluklar açar ve bu boşluklara üzülür. Kızının hamile olmadığını bilmek onun için iyi bir şey olması gerekirken onun yine üzülmesine neden olmuştur. Olayları oluş anı ile eş zamanlı öğrenmek ister ve bu konuda pervasızca davranacak kadar meraklıdır. v Hasibe, evin hizmetçisidir. v Nail Bey, Osmanlıca konuşmayı seven, mülayim bir adamdır. Hayat karşısında realisttir. Gerçekleri kabul eder ancak bu kabul etme onun mizacında olumsuz etkiler bırakmıştır. Doğulu kesimi temsil eder. v İsim sembolizasyonuna dikkat edildiğinde de görülecektir ki Samim’in hayatta en büyük derdi “samimiyet”tir. Kardeşi Besim’in de tek derdi “beslenmektir. GENEL HATLARI İLE YALNIZIZ ROMANI sorunu Selmin nişanlısından uzun zamandır ayrıdır ve bunun nedeni annesini Ferhat’la Arnavutluk yüzünden tartışması ile dayısı Samim’in Ferhat hakkındaki olumsuz düşüncelerinden hareketle Ferhat’ karşı bir tavır içerisine girmesidir. Bunun üzerine Selmin hamilelik rolünü oynar ve çocuğun kimden olduğunu söylemez; böylece Mefharet hanım ile Besim çocuğun babasını bulmaya çalışırlar ve olaylar böylece gelişir. Değerler-anahtar kavramlar Ø TereddütRomanın ilerleyen safhalarında Samim’in Meral’de iki farklı kişilik tespit etmesi ve bu iki farklı kişiliğin birbiri ile sürekli mücadele içinde oluşu kitapta dikkati çeken unsurlardan birisidir. Bu ikilik Meral’in romandaki vasfını belirler. Meral’in romandaki vasfı, Tereddüttür. Samim ile Paris arasında kalması bu tereddütünün bir Tereddüt noktalarından bir başkası ise cemiyetin varlığını Meral’de karşılayan babası Nail Bey’dir. Ø Hayranlık Samim’e göre asıl hayran olunan Paris değildir. Paris’in bir önemi yoktur ve Paris sadece bir semboldür Meral için. Bu hayranlığın temelinde farklı şeyler yatmaktadır. Bunlar da Ø 1. Bütün şanları denemek imkânı veren bir hürriyete kavuşmak arzusu, Kendi kendisinin tam ölçüsünü bulma arzusu, Kendi kendisini değiştirme arzusu,Muhitini değiştirme arzusu,İnsan temaslarını zenginleştirmek arzusu, Tecrübelerini zenginleştirmek arzusu Hâdise olarak,Kireçlenmiş itiyatları kırıp yeninin meçhulüne yönelen ruhta yaratıcı hamlelere serbest zemin hazırlamak arzusu,En son haddinde iyi giyinip güzelliğinin âzamisini kendi kendinin hayranlığına arzetmek arzusu narsisizm.Başkalarının hayranlığını son haddine vardırmak arzusu,Kendi nefsine karşı bir şahsiyet ve irade zaferi kazanıp aşağılık duygusundan kurtulmak arzusu,Bu zaferi başkalarına da göstermek arzusu, Ø Ahlaki değerler çatışması Cemiyet Feriha’yı sevmez. Çünkü Feriha babası yaşında bir adamın sırf parası için metresi olmuş ve Paris’e gitmiştir. Ahlâki değerler ise buna karşı çıkmaktadır. Ø Çatışma Maneviyat – maddiyat; doğu – batı çatışması. Meral-Samim, Mefharet-Ferhat ve Samim-Mefharet çatışmalarının ana konusu da yine bu maddeci-maneviyatçı çatışma eksenidir. Ø Şüphecilik Ahlâk kurallarını da aşacak boyutta bir şüpheciliktir. Ø Kimlik Karmaşasıİki kişilikli bir hayat sürdürme vardır romanda. Ø MaddecilikMananın değerini kaybettiği yahut değerinin hakkıyla anlaşılamaması insanları materyalist olmaya yöneltiyor. Ø Samim tipine getirilen bir eleştiri Edebiyatımızda bir benzeri yoktur. Üstat, daha önce kaleme aldığı romanlarında görülen buhranlı, bunalımlı, yozlaşmış tiplerden Samim tipine ulaşmıştır. Bu olgunluk devri olanyalnızız gibi Samim de olgunlaşmış bir karakter olarak karşımıza çıkmaktadır. Kahramanımıza yazarın fikri planda bir temsilcisi gözü ile bakmamız mümkündür. Yeni bir dünya kurmak hülyasıyla yaşayan bu fikir adamı erkeklerin en kuvvetlisi, her romanda Peyami Safa’nın dünya görüşlerini temsil eden birisidir. Ø Neden Simeranya Samim dilinden ifade edeyim“[O] bir memleket, Simeranya, dünyada olmayan bir yer. Benim icadım. Sıkıldım mı, kendimi oraya atarım. Simeranya’da yalan yoktur. İnsanlar gölgelerdir. Konuşmadan anlaşırlar. Birbirlerinden hiç bir şey saklamazlar.”der. Ø Samim’in “Simeranya” adlı ütopyası anlatılırken üçüncü kişi yerine birinci kişi anlatıcı vardır. Bu değişimin nedenini yazarın tarafsız kalma çabasında aramak gerekir. adresinden alıntıdır.
yaban romanının olay örgüsü kısaca