j6zj. Boğazdan Haberler by AdminBosforce 9 sene ago 316 views 0 Ülkemize gelen ünlü konukları ağırlamakla ünlenmiş olan Profesyonel Tur Rehberi-Tarihçi Saffet Emre Tonguç’la Erguvan Zamanı Boğaz Turu yapmak istiyorsanız rezervasyon için geç kalmayınız… Detaylı bilgi icin web sayfasını ziyaret edebilirsiniz…
ŞEFFAF ODA - CNN TÜRK - ŞUBAT 2020 GEL KONUŞALIM – TV8 - ŞUBAT 2020 AÇELYA AKKOYUN İLE AKLA TAKILANLAR – 360 TV - ŞUBAT 2020 TEKNOVİZYON – WOMAN TV - ŞUBAT 2020 BİR BİLEN BİR PİŞİREN – TV8 - EYLÜL 2020 ASLI ŞAFAK'LA İŞİN ASLI – BLOOMBERG HT - ARALIK 2020
Bir zamanlar Patagonya’da21 Mart 2021 Patagonya ismini duyduğumuzda düzensizlik gelir aklımıza. Sanki bahsedilen hayali bir yerdir, hiç var olmamıştır. Gerçekten de bir hayal gibidir Patagonya. Sosyal medyanın en sevdiğim özelliklerinden biri, geçmişte bugün nerede, ne yaptığımızı hatırlatması. Bir zamanlar ben de o uzak ve büyülü topraklardaymışım. Bu hafta size dünyanın sonundaki Ateş Toprakları’nı anlatmak 1520’de gittiğinde, gördüğü Kızılderili ateşlerinden dolayı Ateş Toprakları’ demiş bölgeye. Sonra da bakmış yerlilerin ayakları giydikleri çarıklardan dolayı daha da büyük gözüküyor, İspanyolca ayak anlamına gelen pata’dan yola çıkarak onlara Patagon’, memleketlerine de Patagonya’ adını vermiş. 19’uncu yüzyıla kadar insanlar daha ziyade keşif gezileri için bu bölgeye gitmiş. Buharlı gemilerle okyanus aşırı seyahatlerin daha kolay hale gelmesi, Eski Dünya’dakileri daha bilinmeyen yerlere doğru özgürlüğüne kavuşan Şili, bakmış ülkenin güney bölümleri elden gidiyor, Patagonya’nın kendi kısmına kuzeyden yerleşimciler yollamaya başlamış. Falkland Adaları’ndan getirilen koyunlarla hayvancılık, ardından balıkçılık, ormancılık, kömür derken bölgede ciddi bir hareket başlamış. Bugün en önemli gelir kaynaklarından biri de Şili arasında kalan ve Antarktika’nın yukarısında, dünyanın en güney noktası olan Patagonya sadece adının cazibesinden dolayı bile gidilebilecek bir yer. Doğal güzellikleriyle ilgi merkezi olan bölgede penguenlerden balinalara, denizaslanlarından bir tür sukuşu olan kormoranlara yüzlerce farklı canlı yıl milyonlarca turist Patagonya’da göllerden şelalelere, buzullardan karlı zirvelere, görsel bir şölenin tadını çıkarıyor. Bölge büyük bir coğrafyaya dağıldığından sıcaklık bulunduğunuz yere göre değişebiliyor. Ocak ayında Puerto Madryn’de 28 derecelerde olan hava Ushuaia’da gece 5 dereceye kadar düşebiliyor. Aralık ayında güney yarımküreye yaz daha yeni gelmiş olsa da dışarıda lapa lapa kar yağabiliyor! 22 Haziran’da da en uzun gece’ partisi var. Gecenin uzunluğu 18 saati sonu UshuaiaAdı Batıya sokulan körfez’ anlamına gelen Ushuaia’ya Uşuaya okunuyor 1871’de Anglosaksonlar gelmiş. Önce İngilizcenin hâkimiyeti söz konusuyken sonrasında bayrağı İspanyolca devralmış. Dünyanın sonuna nasıl olsa kimse gelmez deyip Ushuaia’yı 1947’ye kadar büyük bir hapishanenin bulunduğu bir yerleşim olarak kullanmışlar. 1980’lerde 8 bin kişi yaşarken turizmin gelişmesi ve Antarktika’ya giden gemilerin bu limandan kalkmasıyla nüfus da 60 binlere Devamını Oku İstanbul aşkımın başladığı yer Kandilli14 Mart 2021 Bu hafta size çocukluğumun geçtiği ve İstanbul aşkımın başladığı yerden, bana göre hâlâ İstanbul’un en güzel semtlerinden biri olan Kandilli’den bahsetmek istiyorum. Günümüzde modern şehrin içinde kaybolmuş gibi dursa da geçmişinde Osmanlı’nın en şaşaalı dönemlerine, romantik kayık gezilerine ve âşıkların söylediği şarkılara şahitlik etmiş bu en büyük şansı, sarayları...Ev sahipliği yaptığı rasathaneden dolayı depremle adı sıkça anılan Kandilli’nin bence en büyük şansı Adile Sultan Sarayı ve Cemile Sultan Korusu arasındaki vadiye yayılması, o yüzden Boğaz’da yeşil alanını korumayı başarmış semtlerden. Sultan II. Mahmut’un kızı Adile Sultan 1825-98 hayatında büyük kayıplar yaşamış, kendini hayır işlerine adamış acılı bir kadın. Aynı zamanda bir şair de olan sultan, Balyan ailesini Kandilli’de kendisi için bir saray inşa etmekle Türkiye’nin ikinci kız okulu olan bina, daha sonraları kız lisesi olarak hizmet vermeye devam etmiş. 1986’da çıkan yangında büyük hasar gören okul, Prof. Dr. Türkan Saylan ve arkadaşlarının çabaları ve Sakıp Sabancı’nın katkılarıyla restore edilip 2006’da bir eğitim-kültür merkezi ve restoran olarak yeniden Sultan 1843-1914 ise Sultan Abdülmecit’in kıymetli kız evlatlarından biri. II. Abdülhamit 1876’da tahta çıktığında, Kandilli’deki sarayı kardeşi Cemile Sultan adına 25 bin altın ödeyerek satın alınmış. Maalesef sahil sarayı yıkılmış ve koru içindeki Orta ve Cici Bey köşkleriyse 1952’de yanmış. Günümüzde İstanbul Ticaret Odası tarafından işletilen tesislerle hizmet incileri benzersiz yalılarGüzellikte birbiriyle yarışan Kandilli yalıları içinde en etkileyicilerden biri kesinlikle Kont Ostrorog Yalısı. 19’uncu yüzyılda Osmanlı sarayında danışman olan Polonyalı Kont Leon Ostrorog için yapılan yalı, Pierre Loti tarafından da ziyaret edilmiş. Şimdiki sahibi Rahmi Koç. Biraz ilerisindeki, Garabet Amira Balyan tarafından 19’uncu yüzyıl ortalarında yapılan Abud Efendi Yalısı ise sadece denizden görülebiliyor. Sadrazam Mehmet İzzet Paşa için yaptırılan 21 odalı Kıbrıslı Yalısı, Boğaz’daki en uzun yalı. Daha sonra Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa tarafından satın alınmış. Pierre Loti, İmparatoriçe Eugenie ve son Irak kralı II. Faysal yalının misafirlerinden Devamını Oku Dertlerden uzak, mavi-yeşil bir cennet7 Mart 2021 Bana en çok sorulan sorulardan biri, pandemiden sonra ilk seyahat etmek istediğim yer oluyor. Aslında çok yer var ama bana huzuru anımsatan Seyşeller kesinlikle listenin başında geliyor. Bakir bir güzellik, dalış için mükemmel yerler, ilginç kuş ve tropikal balık türleri… Bu tanımlar Seyşeller’i gördükten sonra bambaşka duygularla birleşiyor ve kalbiniz bu cennette kalıyor. Ülkenin tam adı Seyşeller Cumhuriyeti. 41’i granit ve 75’ten fazlası mercan adası olmak üzere Hint Okyanusu’ndaki 100’ün üzerinde adadan oluşuyor. Bu adaların bazıları sadece birkaç kişinin sığabileceği büyüklükte… Denizin üzerinde mozaik gibi duran bazı küçük adalara konaklama mekânları tarafından el konulmuş. Aslına bakarsanız bu durum misafirler için bir avantaja dönüşmüş çünkü kaldığınız yerde kendinizi küçük de olsa bir adanın hâkimi gibi yerleşim olmayan adaların en büyüğü Mahe. Adadaki başkent Victoria ise aynı zamanda ülkenin limanı! En büyük geçim kaynağı, ekonominin yüzde 25’ini döndüren turizm. Fakat hükümet sanayi yatırımlarını, balıkçılığı ve tarımı destekleyen politikalar yürütüyor. Genç nüfus ağırlıkta…Seyşeller’de yöneticiler, adalarını turizm açısından dünyaya daha iyi tanıtabilmek için Seyşeller’in yedi harikası’ sloganıyla yeni bir kampanya başlatmışlar Dünyanın en güzel kumsalları, ağızları sulandıran Kreyol mutfağı, dünyanın en ağır iki loblu Hindistan cevizi olan coco de mer, dev karakaplumbağaları, dünyanın en küçük kurbağaları, Seyşeller mavisi ve balina köpekbalığı. Suç oranının oldukça düşük olduğu ülkede Türk vatandaşlarına vize uygulanmıyor. Ülkedeki sağlık koşulları ve gitmeden yaptırılması gereken aşılarla ilgili olarak Sağlık Bakanlığı’ndan bilgi Big Ben’eMahe, 142 kilometrekarelik alanıyla ülkenin en büyük ve en kalabalık adası. Üstelik diğer adaların aksine gece hayatı da var. Mahe Botanik Bahçesi’nde devasa palmiye ağaçları, kocaman nilüferlerin yüzdüğü havuzlar ve dev kaplumbağalar göreceklerinizden sadece birkaçı... Doğa tutkunuysanız, başkent Victoria’daki Doğa Tarihi Müzesi’ni de görmelisiniz. Farklı türde hayvan ve bitkilerin sergilendiği müzeyi rehber eşliğinde gezebilirsiniz. Ulusal Tarih Müzesi ise ev sahipliği yaptığı eski gemi kalıntıları, vodoo büyüsü için kullanılan aletler ve ev eşyasıyla müze ziyaretçilerini korsanlık günlerine kadar Adası’ndaki Seyşeller’in başkenti Victoria’yı yürüyerek keşfetmeniz mümkün. Sokaklarını adımlarken dünyanın en küçük başkentlerinden birinde gezdiğinizi hatırınızdan çıkarmayın. Hem Fransız hem de İngiliz sömürge dönemlerinden kalan binaları, sanat galerilerini, bir katedrali ve Londra’daki ünlü Big Ben’in küçük bir kopyası olan saat kulesini Devamını Oku Troya ve Assos’ta mitolojik bir tur28 Şubat 2021 Troya Savaşı’nın hikâyesi dünyada meşhur. Batı’da her öğrenci güzel Helen’in sebep olduğu savaşı okur ama yıllar süren bu savaşın geçtiği yerin Türkiye’de olduğunu bilmez! Peki siz Aristo’nun Assos’a neden okul açtığını biliyor musunuz? İlkbahar hep bayramların mevsimidir, kutlamalarla geçer. Neredeyse bütün dinlerin ve kültürlerin ilkbaharla ilgili bir ritüeli vardır. Adı cemre olur, kor gibi bir ateşin havaya, toprağa, suya düştüğüne inanılır. Bileğe bağlanan bir marteniçka olur, ilk bahar dalını veyailk leyleği görmenin heyecanı yaşanır. Adına ister Nevruz diyelim, ister Paskalya, baharda hep yeni başlangıçlarve bereket ki mitoloji de bu hikâyeden kendi karakterleriyle bahseder. Baharın havasına uygun, kalplere dokunan bir hikâyedir bu. Toprak ve bereket tanrıçası Demeter’in kızı güzel Persephone’ye ölülerin tanrısı olan amcası Hades âşık olur. Onsuz yaşayamayacağını bildiği için de Persephone’yi kaçırarak yerin altındaki dünyada yaşamaya mahkûm Demeter o kadar üzülür ki toprak kuraklaşır, artık ürün vermez olur. En sonunda amca ve anne bir anlaşma yaparlar. Persephone her bahar yeryüzüne annesinin yanına gelecektir, sonbahar geldiğindeyse geri dönmek zorundadır. Bu sebeple Demeter, her kış bitiminde sevincini, yeryüzünü yeşile boyayarak gösterir, sonbahardaysa hüznü tabiatın renklerine yansır, yeşil yerini sarıyla kahvenin tonlarına mi, masal mı?Gelin biz de Demeter’in coşkusuna katılıp bu toprakların destanlarıyla ünlü bir köşesine gidelim. Dünyanın en önemli boğazlarından biri olan Çanakkale’ye... Mitolojiyle başlayıp gerçeğe uzanan Troya Savaşı’nın hikâyesi dünyada meşhur. Batı’da her öğrenci güzel Helen’in sebep olduğu savaşın hikâyesini okur ama yıllar süren bu savaşın geçtiği yerin Türkiye’de olduğunu bilmez!Yazının Devamını Oku Bizi mutlu eden tarihi hanlarımız21 Şubat 2021 Kimi şehir kalabalığından kaçıp huzura sığınmanın, kimi ticaretin, kimi de geçmişte olduğu gibi konaklamanın adresi. Hepsinin çatısının altında yüzlerce yıl geriye giden canlı bir tarih var. Ne mutlu ki hanların birçoğu günümüzde de ayakta. Ben aralarından en sevdiğim ve içinde olmaktan mutluluk duyduğum 10 hanı sizlere ve Batı medeniyetleri tarih boyunca hep bir şekilde temas halinde olmuş. Göçler, ticaret, savaşlar, gezginler... İki taraf birbirini hep merak etmiş ve ulaşmanın yollarını aramış. Her buluşma, rekabetin yanında iki tarafı da zenginleştirmiş. İpek ve Baharat yollarının önemli durak ve limanlarına ev sahipliği yapan Anadolu toprakları da bu ticaretin tam ortasında hem Doğu hem de Batı’dan beslenmiş. Doğu’nun lezzetleri, kumaşları, icatları önce Anadolu topraklarından geçip Batı’ya ulaşmış; Batı’nın Doğu’yu keşif yolculukları da hep bu topraklardan başlamış. Bu sebeple ülkemizde farklı dönemlere ve medeniyetlere ait sayısız eser var. Zanaatkâr ve tüccar buluşmasıYerel zanaatkârları ve mallarını satmaya gelen tüccarları buluşturan hanlar da bu eserler arasında özel bir yere sahip. Sosyal ve ticari hayatın en önemli merkezleri olan hanlar genellikle iki katlı ve avlulu yapılmış, bazılarının alt katı binek hayvanlar için ahır olarak kullanılmış. Zaman içinde bazıları kaderlerine terk edilip ihmal edilmiş olsa da neyse ki günümüzde birer ikişer ayağa kaldırılmaya, yeniden ziyaretçilere açılmaya başladı. Yazının Devamını Oku Manolyalar uyanıyor14 Şubat 2021 İstanbul’da bahar denince Boğaz’ı süsleyen erguvanlar hatırlanır ama benim aklıma Bebek gelir... İnşirah Sokak’ın başındaki beyaz köşkün bahçesinde pembe manolyanın çiçekleri bugünlerde görünür oldu bile. Bu muhteşem manzarayı görmek için yolunuzu Bebek’e düşürün. Gitmişken parkı, camisi, badem ezmesi, kafeleri ve bir saray yavrusu görünümündeki Mısır Konsolosluğu’yla meşhur semti bir daha keşfedin. Bir zamanlar küçük bir balıkçı köyü olan semtin tarihi Hıristiyanlık öncesi döneme kadar uzanıyor. Bilinen ilk adı, Skallai’ yani İskeleler’ kelimesinden türemiş olan Hallai’. Bugünkü ismi kimilerine göre “Bebek kadar güzel” benzetmesinden, kimilerine göreyse fetihten sonra bu bölgeyi kontrol eden Bölükbaşı Mustafa Çelebi’nin yakışıklılığından dolayı verilen Bebek Çelebi’ lakabından 18’inci yüzyılda Sultan III. Ahmet’in burada Hümayunu Abad Sarayı’nı inşa ettirmesiyle önem kazanmaya başlamış. Genelde yazlık bir semt olarak kullanılan Bebek, 19’uncu yüzyıl ortalarında vapur ve tramvay seferlerinin başlamasıyla sürekli ikamet edilen bir yer en etkileyici yapısı olan Mısır Konsolosluğu’nun yerinde bir zamanlar Sultan I. Abdülhamit’in şeyhülislamlarından Dürrizade Esseyyid Mehmed Ataullah Efendi’nin yalısıymış. Ataullah Efendi’nin ölümünden sonra yalı Sadrazam Mehmed Emin Rauf Paşa’ya, ardından da Sadrazam Âli Paşa’ya 1871’de yalısında ölümünden sonra Sultan II. Abdülhamit burayı satın alıp son Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın annesi ve eski Hıdiv Tevfik Paşa’nın eşi Hıdiva Emine’ye hediye etmiş. Art nouveau üslubundaki bina 1902’de yapılmış. Adı Hıdiva Sarayı olarak da geçiyor. Hıdiv, 1914’te İngilizler tarafından görevden alınana kadar burayı yazlık olarak kullanmış. Emine Hanım binayı büyükelçilik olarak kullanılması koşuluyla Mısır Devleti’ne vermiş. Yapı, 2010’da baştan aşağı, çok başarılı bir şekilde restore Devamını Oku Doğudan yükselen güneş7 Şubat 2021 Doğu’nun mutfağıyla, misafirperverliğiyle ve tarihiyle ünlü şehirlerinden biri olan Gaziantep’in Gazi’ unvanı alışının 100’üncü yılı yarın kutlanacak. Yüzlerce yıllık hanları, kahveleri, camileri ve özgün evleriyle ziyaretçilerini karşılayan şehirde kebap ve tatlı dışında pek çok yöresel lezzet daha keşfetmeye kentin aynı zamanda tarihi merkezi de olan Kültür Yolu’nu adımlayarak başlayın. Yolun başlangıcı Dereboyu Sokak. Burada özgün Antep evlerini göreceksiniz. Sonra da binlerce yıllık kalıntıların üzerine inşa edilen merkezdeki kaleye geçin. Kimler tarafından, ne zaman yapıldığı bilinmeyen yapı bugünkü görkemine MS 6’ncı yüzyılda kavuşmuş. 36 kulesinden sadece 12’si günümüze ulaşabilmiş. Geçmişte Kala-i Füsus’ Yüzük Kalesi olarak da adlandırılan kalenin bu isminin bir zamanlar inşaatı devam edebilsin diye dönemin bey kızının sattığı yüzükten geldiği rivayet edilir. Kültür Yolu’nu yürüyünKültür Yolu boyunca birçok han, çarşı, cami, Mevlevihane, hamam ve kahvehane var. İki katlı Yüzükçü Han zamanında yüzük esnafının dükkânlarına ev sahipliği yapmış. Yanında mağara şeklindeki ahır, halk arasında develik olarak biliniyor. Günümüzde Halıcılar Çarşısı olarak hizmet veren Anadolu Hanı diğer hanlardan farklı olarak iki avluya sahip. Tütün Hanı ise şehirdeki en küçük hanlardan biri. Kayaya oyulmuş bodrum kısmını mutlaka görün. Kürkçü Han, kitabesine göre 1890’da inşa edilmiş. 19’uncu yüzyılda yapılan Buğday Pazarı Arasası da Osmanlı han mimarisinin tipik örneklerinden. Bir ana avlu ve onun etrafını saran dükkânlardan oluşan yapı, eskiden buğday ticaretinin merkeziymiş. L planlı, yaklaşık 80 dükkânlı bedestenin beş kapısı var. Bir dönem et ve sebze hali olarak da kullanılmış. Asıl adı Hüseyin Paşa Bedesteni olan, halk arasında Zincirli ya da Kara Basamak Bedesteni olarak bilinen yapı, 1718’de Hüseyin Paşa tarafından Devamını Oku Pandemi başladıktan sonra ilk Avrupa seyahatim31 Ocak 2021 Pandemi herkes gibi benim de yaşam standartlarımı değiştirdi. Yeni düzen bana stres ve fazladan birkaç kiloyla birlikte uyku problemleri, reflü, terleme gibi sağlık sorunları da getirdi. Sağlık konusunda ne zaman ölçüyü kaçırmış hissetsem arınmak için gittiğim yer Avusturya’daki Vivamayr Maria Wörth. Önümdeki engel yine pandemi diye düşünürken hiç bilmediğim bir şey öğrendim. Sağlıkla ilgili nedenlerle yurtdışına çıkmak ihtiyacım olan zamanda gelen sağlık için yurtdışına çıkmak mümkün’ haberi üzerine benim için bir arınma merkezi olan Avusturya’daki Vivamayr Maria Wörth’e rezervasyonumu yaptırdım. Onlardan gelen belgeyle Avusturya’ya online başvurdum ve bir izin belgesi aldım. Elimde bir izin belgesi olmasına karşın 10 ay sonra ilk kez yurtdışına çıkacak olmanın verdiği tuhaf hisle sanki birçok zorluk yaşayacakmışım gibi geldi. Hatta sınırdan çevrileceğimi bile düşündüm. 2 saatlik bir uçuşla Slovenya’ya vardım, 1 saat içinde de Maria Wörth’e ulaştım. Sebep sağlık olunca yol da sorunsuz oldu. Hem bedenimin hem de ruhumun doğayla detoks yaptığı bu merkezi ve sağlıklı yaşam için bazı ipuçlarını sizlerle de paylaşmak istedim. Şifa olması dileğimle...Ruhunuz da arınıyorBurada güne erkenden tuzlu su içerek başlıyorsunuz. Ardından, base powder’ denen bir toz içiyorsunuz. İçinde çeşitli minerallerin olduğu bu özel karışım hem bağırsaklarınızın temizlenmesini hem de gün boyu tokluk hissi yaşamanızı sağlıyor. Uygulanan tüm tedavilerin ortak noktasında bağırsakların rahatlatılması var. Çünkü tüm yükü bağırsakların çektiği ve bu organın düzgün çalışmasının diğer organları da rahatlatacağı Devamını Oku
Düşlerime giren dört ada24 Ocak 2021 Yeni normalde kimi zaman sıkılmış, kimi zaman umutsuz hissedebiliyoruz. Madem evden çıkamıyoruz ben de sizi bu hafta biraz daha sıcak memleketlere, gitmeyi hayal ettiğim uzak cennetlere götürmek istedim. Egzotik tatlarıyla lezzetli mutfakları, renkli kültürleri ve eşsiz doğalarıyla beni büyüleyen adaları yazdım. Hayata geri döndüren ada BALİDünyanın en büyük Müslüman ülkesi olan Endonezya’nın neredeyse 18 bin adası var. Bunlardan en bilineni olan Bali’ye İstanbul’dan yaklaşık 15 saatlik bir uçuştan sonra ulaşıyorsunuz. Uçaktan biraz yorgun inebilirsiniz ancak Bali, enerjisiyle sizi hayata hemen geri dön-dürüyor. Kraliyet şehri’ olarak da anılan Ubud, adanın tam ortasında bir kültür vahası. 19’uncu yüzyılda inşa edilmiş ve geleneksel mimarinin tüm özelliklerini taşıyan Puri Saren Ubud Ubud Sarayı bunun bir kanıtı gibi. Endonezya’da Müslümanlar nüfusun yüzde 86’sını oluştururken Bali’de halkın yüzde 90’ı Hindu. En çok ilgi çeken yerlerin başında maymunların krallıklarını ilan ettikleri Monkey Forest var. Üç tapınağın olduğu ormanda yüzlerce maymunla karşılaşacaksınız. Petulu ise doğanın kendi çabalarıyla yarattığı bir cennet. Mümkün olduğunca fazla şey görmek için rehberli turları tercih edin. Ubud aynı zamanda bir tapınaklar şehri. Tanah Lot Tapınağı, Bali mitolojisinde önemli bir yere sahip yedi deniz tapınağından biri. Bratan Gölü de adadaki en büyük ikinci göl. Manzara muhteşem, renkler olağanüstü ama sizi bekleyen sürpriz, gölün tam ortasında olanca zarafetiyle yükselen, 17’nci yüzyılda Bali’nin denizler, ırmaklar ve göller tanrıçası Dewi Danu için yaptırılmış Pura Ulun Danu Bratan Tapınağı. Bali’nin Ana Tapınağı’ olarak adlandırılan Besakih Tapınağı da adada hâkim olan Hindu tapınaklarının en büyüğü ve en kutsalı. Nasıl ki Ubud, Bali’nin kültür başkentiyse eskinin balıkçı köyü Kuta Bölgesi de günümüzde adanın adeta eğlence merkezi. Farklı zevklerden herkesin üzerinde anlaştığı ve önerdiği tek konuysa Kuta’da mis kokulu yağlar ve mumlar eşliğinde yapılan Bali masajı... Yazının Devamını Oku Boğaz’ın beş butik güzeli17 Ocak 2021 Butik Oteller’ kitabımın yazım aşamasında Ege ve Akdeniz başta olmak üzere farklı rotalarda çok güzel otellerde vakit geçirme şansım oldu. Mesleğim gereği gezmek benim için yaşamın ta kendisi ama İstanbul’a, evime dönmek her zaman yolculuğun en heyecanlı kısmı. Bu hafta kitabımda da yer verdiğim Boğaz’ın beş güzel otelini anlatacağım. Onlar da size İstanbul’un büyüsünü hatırlatsın... İki köprüyü de görüyor BOSPHORUS PALACEHasbahçe olarak kullanılan Beylerbeyi, Osmanlı ileri gelenlerinin gözdesi olmuş yıllarca. Debreli İsmail Hakkı Paşa da yalısı için bu semti tercih etmiş. 1983’te atlattığı yangın sonrası aslına uygun restore edilen yalı, bugün Bosphorus Palace olarak ağırlıyor misafirlerini. Önce güzel bir avlu ve ortasında huzur veren sesiyle havuz karşılıyor sizi. Avlunun arkasında bütün güzelliğiyle yükselen yalının bahçe tarafı eskiden harem kısmıymış. İçeri girince çatıdan zemine kadar inen bir aydınlık ve zarif merdivenler göze çarpıyor. Lobide her iki köprüyü de içine alan enfes bir Boğaz manzarasıyla göz göze geliyorsunuz. Otelde her biri farklı cephelere bakan 12 oda var. Bahçe tarafına bakan odalarda avlunun dinginliğini, deniz tarafına bakan odalarda Boğaz’ın huzurunu hissediyorsunuz. Benim en sevdiğim bölümlerden biri, restoran olarak düzenlenen kayıkhane. Tavan alçak olmasına rağmen kullanılan aynalar sayesinde denizin yansımalarıyla dolu ferah bir mekân yaratmışlar. Telefon 0216 422 00 03Yazının Devamını Oku Bir Osmanlı başkentinin tüm ihtişamını taşıyor10 Ocak 2021 Genellikle Osmanlı mimarisine ilgi duyanların seyahat rotasında olsa da aslında keşfetmeyi seven herkesin mutlaka görmesi gereken yerler arasında. Adım adım tarihin izini sürün Edirne’de çünkü Osmanlı İmparatorluğu’na 92 yıl başkentlik yapan şehir; tarihi dokusu, doğal güzellikleri ve lezzetli mutfağıyla her zaman ilgi odağı olmayı hak ediyor. Anadolu topraklarının Avrupa’ya açılan kapısı Edirne’deyiz. Meriç ve Tunca nehirlerinin bereketiyle beslenen bu kadim topraklar kimi zaman Dersaadet mutluluk kapısı diye anılmış, kimi zaman İstanbul’u kıskandıran Şenlikler Şehri’ olmuş, kimi zaman da büyük acılara tanıklık etmiş. Sınırda olması kültürel çeşitliliğini arttırırken geleneksel değerlerini korumayı da başarmış. Edirne’yi gezmeye başlamak için ilk adımı Selimiye Camisi’ne atmalısınız. 1569-1575 arasında tamamlanan bu görkemli yapının, Koca Sinan’ın diğer eserlerinin güzelliğini geride bıraktığı düşünülür. Yerden yüksekliği 43 metreyi bulan 31 metre çapındaki kubbesiyle dikkat çeker. 2011 yılında kültürel varlık olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan cami, iç tasarımında kullanılan ve dönemin en iyi örnekleri kabul edilen taş, mermer, ahşap, sedef ve çini işçiliğiyle ayrıca değer taşır. Sanat tarihçisi Ernst Diez, Selimiye için “Mekân, büyüklük, yükseklik, topluluk ve ışık etkisi bakımından yeryüzündeki bütün yapılardan üstündür” eğri miydi?Selimiye Camisi ile ilgili birçok hikâye vardır ama en yaygını yaşlı bir kadının Koca Sinan’ın kulağına caminin minarelerinden birinin eğri olduğunu fısıldamasıyla başlar. Yaşlı kadını büyük bir ciddiyetle dinleyen mimarbaşı, bir işçiden elinde iple minareye çıkmasını ister. İpin bir ucunu aşağıda duran başka bir işçiye tutturur ve yaşlı kadının gösterdiği yöne doğru ipe asılmalarını söyler. Minarenin düzeltildiğini düşünen kadını mutlu eder. İşçilerde biraz şaşkınlık, biraz da kızgınlık vardır. Ama Nasrettin Hoca’nın filozofluğundan izler taşıyan Koca Sinan durumu açıklar; tartışmayı seçmesi durumunda kadının yayacağı dedikodular yüzünden caminin asırlar boyunca eğri minareli’ damgasını taşıyacağını, bunu önlemesi gerektiğini Devamını Oku İstanbul’a imzasını atan aile3 Ocak 2021 Osmanlı İmparatorluğu’nun son, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarının tanığı Dolmabahçe Sarayı, zarafetiyle büyüleyen Ortaköy Camisi, Beyazıt’taki Yangın Kulesi, hâlâ hizmet veren Selimiye Kışlası ve daha niceleri... Bu hafta, İstanbul’a karakterini kazandıran en önemli yapılar arasındaki bu binaların mimarı olan Balyan ailesinin izini birlikte sürelim. İstanbul’u ziyaret edenlerin birçoğu 17’inci yüzyılın büyük Osmanlı mimarı Sinan’ın adını duyar. Ancak özellikle Boğaz’ı süsleyen birçok sembolik yapının mimarları olan Balyan ailesini pek kimse bilmez. Hatta İstanbul’da yaşayanlar her gün eserlerini görseler de adlarını belki hiç duymamışlardır. Oysa dört kuşak boyunca altı padişaha hizmet eden aile, fazlasıyla miktar ve çeşitte eseri İstanbul’a miras bırakmış. Eserlerinin en önemli özelliği, süsleme sanatının tüm inceliklerini iç alanlarda olduğu kadar dış cephede de bonkörce kullanarak Batı tarzı bir mimari uygulamaları. Böylece dışarıdan bakıldığında göze oldukça sade görünen, ancak süslemelerin daha çok içeride yoğunlaştığı eski Osmanlı tarzını tamamıyla tersyüz etmişler. Öykü, Anadolu’da başladıAile, Orta Anadolu’dan, Karaman yakınlarındaki bir köyden gelmiş. Ailenin ilk bilinen üyesi Meremetçi Bali Kalfa. Sultan IV. Mehmet’in sarayındaki Ermeni mimarların kulağına gitmiş Bali Kalfa’nın başarıları. O da İstanbul’a gelmiş ve kendisine sarayda daha sonraki yıllarda oğlu Magar’a devredeceği bir yer edinmeyi başarmış. Magar, Sultan I. Mahmut ile bir şekilde ters düşünce Bayburt’a sürgün edilmiş. Sürgün yerinde oğulları Krikor ve Senekerim’e mimarlık eğitimi vermiş. Krikor Amira Balyan 1764-1831 zamanında aile şirketinin başarısı ciddi olarak artmış. Ama maalesef eserlerinin bir kısmı zaman içinde kaybolup gitmiş. En önemli eseri 1826’da Sultan II. Mahmut’un yeniçeri isyanını bastırması şerefine yaptırılan Tophane’deki Nusretiye Zafer Camisi. Eyüp’ün Haliç kıyısındaki ve bir zamanlar şehirdeki feslerin üretildiği Feshane ile Belgrad Ormanları’nda hâlâ ayakta olan Valide ve Topuzlu su bentleri yine Krikor Balyan’ın şehre kazandırdığı eserler arasında. Ayrıca Selimiye Kışlası’nın üç kanadının yapımını üstlenmiş. Krikor’un kardeşi Senekerim ise Beyazıt’ta İstanbul Üniversitesi avlusundaki Serasker Beyazıt Kulesi’ni inşa etmiş. Yazının Devamını Oku Doğu'nun hayal şehri Kars27 Aralık 2020 Hayat bu sene bizi önceliklerimizi gözden geçirmemiz için oldukça zorladı. Ben her zaman kendi değerlerimizi anlamanın ve anlatmanın içinde bulunduğumuz zor süreçlere derman olduğuna inanırım. Mimarisi, tarihi, kültürü ve mutfağıyla ülkemizin en ilginç şehirlerinden olan Kars da bence o değerlerden biri. Kars’ı sadece Doğu Ekspresi ile kışın ya da hafta sonu için ziyaret edilen bir yer olarak görmekten öte ruhunu yaşamanızı öneririm. Koruyamadıklarımız ne kadar çok olsa da gördükleriniz sizi büyüleyecek. Kars ve civarındaki yerleşimin tarihi, milattan önceye dayanıyor ve şehir geçmişte sahip olduğu gücü bugün de hissettiriyor. Huriler, Urartular, İskitler, Sasaniler, Selçuklular, Gürcüler, Moğollar, Akkoyunlular ve Karakoyunluların da aralarında bulunduğu çok sayıda devlete ev sahipliği yapmış Kars toprakları. Müthiş bir kültürel zenginliğin mirası. Kars Osmanlı topraklarına 1535’te katılmış. 1853-1856 Osmanlı-Rus Savaşı’nda şehir halkı kahramanca savunmuş topraklarını ve 1855 Kars Zaferi nedeniyle devlet tarafından madalya verilerek onurlandırılmış. Üstelik Kars Zafer Madalyası, Anadolu’da bir kente verilen ilk gazilik madalyası. Şehit askerlerin ailelerine dağıtılan ve bir yüzünde Kars Kalesi, diğer yüzünde padişah tuğrası olan madalyaları Kars’ta değil, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin koleksiyonunda görebilirsiniz. Şehir, 1878’den 1918’e kadar tam 40 yıl Rusların işgalinde kalmış ve ortaya inanılmaz bir sentez çıkmış. Izgara şehir planlı sokakları, o muhteşem taş binalarıyla Kars, ona Batılı ve aristokrat bir hava veren kar örtüsüyle size Rusya’da bir şehir gibi de gelebilir. Yeniden Türkiye topraklarına katılması 30 Ekim 1920’de Kazım Karabekir idaresindeki Türk ordusunun şehre girmesiyle koltukta savaşKars’a gittiğimde, önce şehre hâkim tepeye kurulmuş olan kaleye çıkarım, çeşitli işgallerde tahrip olup defalarca onarılan kalenin girişindeki Celal Baba Türbesi’ni ziyaret ederim. Celal Baba, savaş sırasında kafası kesilince kellesini koltuğunun altına alıp savaşa devam ettiğine inanılan bir savaş kahramanı. Benim için şehirde en ilginç yapılardan biri 12 kemerinde 12 havarinin kabartmasını taşıyan 12 Havari Kilisesi. Bu ilginç yapı camiye dönüştürülünce Kümbet adı verilmiş. Bu mevkiden görünen Kars Çayı üzerindeki Taş Köprü, III. Murat tarafından yaptırılmış. Hemen yanında Namık Kemal’in evi var. Ruslar döneminden kalma Vali Konağı, Defterdarlık, Belediye ve istasyon binasıyla kalın taş duvarlı, bazıları bahçeli evler size ne kadar değişik bir coğrafyada olduğunuzu hatırlatacak. Şehrin en görkemli taş yapılarından biri de Fethiye Camisi olarak bilinen eski Rus Ortodoks Devamını Oku Yeni yılı karşılamak için en butik’ 20 otel20 Aralık 2020 Tüm dünya için zorlu geçen 2020 biterken 2021’i güzel karşılamanız için size bazı öneriler hazırladım. Marmara Bölgesi’nden başlayıp Bolu’dan Kapadokya ve Konya’ya uzandım, sonra Akdeniz, Ege ve Güneydoğu’dan hem konumu hem hizmet kalitesiyle çok beğendiğim oteller ekledim listeye. Malum yılbaşı ve akabindeki hafta sonu dahil dört günlük sokağa çıkma yasağı var. Ancak yıl boyu açık olan bu otellere yasak öncesi giriş yapıp bu dört günü konfor içinde geçirebilir, yıla iyi bir başlagıç kalbine yolculukArgos In Cappadocia / NevşehirArgos, rafine bir zevkin otel lüksüyle buluştuğu en güzel örneklerden. Yaklaşık 14 dönüm üzerinde birbirinden bağımsız 51 odasında mağara havasını solumanızı da sağlıyor, taş ev güzelliğini yaşamanızı da. Lounge alanına sade bir şıklık hâkim; konfor-keyif ikilisi her köşede kendini hissettiriyor. Kapadokya manzarasının yanı sıra havanın açık olduğu günlerde tüm görkemi ve güzelliğiyle Erciyes Dağı selamlıyor konukları. Özellikle günbatımındaki manzara muhteşem. Telefon 0384 219 31 30Dünyanın en iyi manzarası’ ödüllüRox Cappadocia / NevşehirBu otelin hayranı çok çünkü Dünyanın En İyi Manzaralı Oteli’ seçilmelerini sağlayan muhteşem bir Kapadokya panoramasına bakıyor. Uçhisar Kalesi’nin hemen altında konumlanan otelin oldukça büyük terası çok güzel. Tam karşınızda Göreme, Güvercinlik Vadisi, Kılıçlar Vadisi ve Aşk Vadisi uzanıyor. Balonların kalktığı noktaya hâkim olduğu için her sabah güne gökyüzünü masal kitaplarından fırlamış gibi görerek başlıyorsunuz. Mağara ya da taş dokuya sahip 8 odası var. Dekorasyonda bohemlikle harmanlanmış yöresel bir çizgi tercih edilmiş. Evcil hayvanınızla kalabiliyorsunuz ve ek ücret alınmıyor. Telefon 0384 219 24 06Yazının Devamını Oku Hem çok uzak hem çok yakın13 Aralık 2020 Sokağa çıkma yasaklarının başlamasıyla özellikle şehir hayatından kaçış için farklı seçenekler arar olduk. Zaten bu pandemi sürecinde tatil anlayışımız neredeyse kökten değişti. Şehrin yanı başında ama sanki bambaşka bir yerdeymiş gibi hissettiren tatil seçeneklerine aklınızda ve kalbinizde yer açın. İstanbul’da yaşayıp böyle bir tatil yapmak istiyorsanız benim tereddütsüz ilk önereceğim yer yıllarda gündemde olan staycation’ fikri pandemiyle birlikte altın çağına girdi. Şimdi nedir bu kelime diye merak edenler olacaktır. Şöyle anlatayım; kalmak stay’ ve tatile çıkmak vacation’ kelimelerinin birleşiminden yaratılmış bir kavram bu. İki farklı anlamı var bu kavramın. İlk olarak yaşadığınız şehirde kalarak tatil yapmak ve unuttuğunuz veya hiç bilmediğiniz özelliklerini keşfetmek. İkincisi ise evinizde otel konforunda vakit geçirmek... Bir nevi kendini kandırmak gibi! Bu konseptin ilgi alanıma giren ilk tanımı ve pandemi şartları zaten aklımda olan planlarımı gerçekleştirmem için bana ilham verdi. Ege ve Akdeniz’deki butik otelleri tanıttığım kitabım nedeniyle Türkiye’nin farklı bölgelerinden olduğu kadar İstanbul ve çevresinde çok sayıda oteli ziyaret ettim ve bu sayede ben de staycation’ın tadına vardım. Bu bilgiler ışığında böyle bir tatil için size önereceğim yer Şile-Ağva... İstanbul’un bu kaçış mekânları sizi gündemden ve haftanın yorgunluğundan uzaklaştıracak. Gündüz de görünsün diyeŞile’nin tarihi çok eskiye dayanıyor. İsmi Yunancada bir çeşit yaban çiçeği anlamına geliyor. Antikçağda Yunanların, sonra Romalıların istilasına uğramış. Selçuklu ve Bizans hâkimiyetlerinin ardından Yıldırım Bayezit Osmanlı topraklarına katmış. İlk Bizans döneminde, sonradan Osmanlılar tarafından yeniden inşa edilen kalesi ilçenin sembollerinden biri. 1871’de Hatice Hanım tarafından yaptırılmış Hanımsuyu Çeşmesi, Demirtaş Paşa Okulu, Vergi Dairesi binası da ilçedeki tarihi yapılar Feneri’yse sadece İstanbul için değil, Türkiye için de önemli. Ülkemizin en büyük deniz feneri. Dünyadaysa hâlâ çalışır durumdaki en büyük ikinci deniz feneri. Sultan I. Abdülmecit döneminde, Kırım Harbi’nde Karadeniz’den İstanbul Boğazı’na girecek gemilere yol göstermesi amacıyla yapılmış. 1859’da inşa edilen fenerin yapımıyla birlikte Şile’nin stratejik önemi artmış. Taş bina Türk mimarların elinden çıkmış, metal aksamı ve kristal sistemi Paris’ten getirilmiş. Boyu 19 metre olan fenerin siyah-beyaz çizgili hoş bir görüntüsü var. Bu görüntüsünün amacı gündüz de rahatlıkla seçilebilmesi için. Geçmişte gaz lambasıyla çalışıyormuş; 1960’ların sonundan bu yanaysa elektrikle aydınlatılıyor. Fenerin içi müze olarak ziyarete açık... Tepesine 72 merdivenle çıkılıyor ama sizi karşılayan manzara bütün yorgunluğunuzu rüzgâra katıp Devamını Oku Anadolu vicdanının ve hoşgörüsünün sesi Mevlana6 Aralık 2020 Dünya için de bizim için de 2020 zor bir yıl oldu. Ama gelin yine de yıla kırgınlıkla değil hoşgörüyle veda edelim ve “Ne olursan ol yine gel” diyen Mevlana’nın zamansız ve mekânsız çağrısına kulak verelim. Bu ay dünyanın büyük bir bölümünde İsa’nın doğumunu temsil eden Doğuş Bayramı kutlanırken, bu heyecana Mevlana’nın kavuşma günü olan Şebi Arus’ coşkusunu da ekleyelim. Tarihi 7000’lere dayanan ve yüzyıllar boyunca ev sahipliği yaptığı uygarlıklarla medeniyetler ve dinler beşiği’ haline gelen Konya, sadece Mevlana’yla değil tüm bu tarihi mirası harmanlayan kültürüyle de kucak açacak size. Konya bana göre Türkiye’nin en mistik, huzurlu ve misafirperver kentlerinden biri. Hitit, Lidya, Pers gibi büyük uygarlıkların yaşadığı şehir, Selçuklu’ya da iki asırdan fazla başkentlik yapmış. Hıristiyanlığın önemli azizelerinden Tekla’nın ev sahibi Konya; en önemli azizlerden Pavlus ve Barnabas’ı da ağırlamış. Konya yaklaşık 4 bin yıl önce Hititlerin vatanı olmuş. O dönemde adı Kuwanna’. Tarih boyunca birçok farklı adı olmuş; ikonların şehri’ anlamında Iconium’, Bizans İmparatorluğu döneminde Tokonion, Cogna, Konien’ gibi. Araplar ise Kuniya’ demiş. Şehir geçmiş adlarına çok benzeyen şimdiki isminiyse Selçuklu döneminde almış; Osmanlı da aynı adı kullanarak Konya demiş bu güzel kente. Şimdi bir gezinti yapalım, Mevlana’dan başlayıp kentte görmemiz gerekenleri keşfe hoşgörüYazının Devamını Oku
Moda’yı moda’ yapan köşkler10 Ekim 2020 Semtin adını anınca akla hemen dondurmacısı, çay bahçesi ya da yeni popüler mekânları geliyor ama ben size şimdi başka bir yüzünü anlatmak istiyorum. Geçenlerde yayımlanan bir habere göre Tubini ailesine ait tarihi bir köşk 16 milyon 500 bin liraya satışa çıkmış. Haber sıradan gibi görünüyor belki ama bu ailenin hikâyesi aslında Moda’nın da hikâyesi demek... İstanbul Hakkında Her Şey’ kitabımı hazırlarken buradaki köşkler beni büyülemişti. Eminim sizi de çok etkileyecek... SEMTİN KADERİNİ DEĞİŞTİREN AİLETubini KöşküKadıköy antikçağdan beri hep bir yerleşim yeri olarak geçse de Çarşı’dan Kurbağalıdere’ye kadar olan alanda bir burun şeklinde uzanan Moda uzun süre bağlık, bahçelik ve çayırlık olarak kalmış. Bizans ve Osmanlı zamanlarında Rumlara ve Ermenilere ait tek tük evlerin bulunduğu bölge genellikle avcılık, balıkçılık ve piknik için tercih edilmiş. Sakız Adası’ndan göç eden Levanten bir aile olan Tubini’lerin Moda’da oturmaya karar vermesiyle semtin kaderi de değişmiş. Bankerlik yapan Tubini’ler varlıklı bir aile, hatta padişaha borç verecek kadar! Önce Pera ve Beyoğlu’nda ikamet eden, sonra da Rumelihisarı çevresinde yaşayan aile 1850’lerde şu an üzerinde Sular İdaresi’nin bulunduğu alana büyük bir malikâne yaptırmış. Ailenin sonraki kuşakları da babalarının izinden giderek büyük malikâneler ve süslü köşkler yaptırarak bu bağlık-bahçelik alana yeni bir sima kazandırmışlar. Hatta bu sebeple semt Tubini Mahallesi olarak anılmaya başlamış. Daha sonra devrin diğer aristokrat aileleri olan Lorando’lar, Whittall’lar, Lafontaine’ler, Furstenberger’ler de onları izleyip bu mahalleye gösterişli konutlar yaparak yerleşmişler. Semtte oluşan bu Avrupa kökenli topluluk âdetleriyle ve yaşam tarzlarıyla yeni bir moda başlattıkları için semtin adı Moda’ olarak anılmaya başlamış. Maalesef bu köşklerden geriye ailelerin adlarından başka fazla bir şey kalmamış.“BARIŞ MANÇO, MODA, 81300”Whitthall Köşkü/Barış Manço Müze EviWhittall ailesinin Moda’da birkaç köşkü varmış ama herhalde en bilineni rahmetli Barış Manço’nun evi. Günümüzde Barış Manço Müzesi’ne ev sahipliği yapan köşk Mr. Dawson tarafından 1895-1900 arasında Rum asıllı Pape Kalfa’ya yaptırılmış. Zaman içinde birçok kez el değiştirmiş fakat 1965’te John Whittall tarafından satın alınmış ve Whittall Köşkü olarak anılmaya başlamış. Barış Manço kendisiyle anılan evi İngiliz Whitthall ailesinden 1984’te satın almış. Hatırlar mısınız, Barış Manço 1943-1999 televizyon programında seyircilerinin kendisine yazabilmesi için adresini “Barış Manço, Moda, 81300” diye verirdi. Sevilen sanatçının Yusuf Kamil Paşa Sokak’taki evi ölümünden sonra müzeye ve müzik okuluna dönüştürüldü. Pazartesi günleri hariç her gün ziyaret BİR TEK KAPISI KALMIŞŞair Nefi Sokak’tan Küçük Moda Burnu’na doğru giderken solda göreceğiniz kapı kalıntısı Moda’nın tarihine imza atan ailelerden birine ait malikânenin kapısıymış bir zamanlar. Lorando’lar, Sultan Abdülaziz döneminde sarraflık yapan varlıklı bir aile. Pera ve Beyoğlu çevresinde yaşarlarken sonradan Tubini’ler gibi Moda’yı kendilerine mesken edinmişler. Hatta Küçük Moda onların adıyla anılmaya başlamış. Maalesef malikâneden geriye bir kapıdan başka bir şey Devamını Oku İstanbul’da renklerin canlandığı mevsim... 5 noktada doğayla baş başa5 Ekim 2020 İstanbul, yakın rotalarıyla şehrin temposundan kaçma fırsatı veriyor; ister deniz kenarında ister orman havasında... Ben de sizinle favori rotalarımı paylaşıyorum bu hafta; sonbaharın renkleri ve hafif esintileri eşliğinde ruhunuz dinlensin diye. Oldukça yoğun ve alışılmışın dışında bir bahar geçirdik, evlerimizden çıkmadan ve doğanın uyanışına şahit olamadan... Sonra üzerimize yaz rehaveti çöktü. Eksik kalanları tamamlayalım, biraz da nefes alalım derken yine geldi sonbahar. Tatiller bitti, kış hazırlıkları başladı. Böyle anlatınca bu mevsim size biraz karamsar geldiyse, sonbahara başka bir gözle bakalım bu sene. Sonbahar, ruhu ve bedeni serbest bırakmaktırSonbaharda bitişleri hatırlarız ama aslında yeni başlangıçlar vardır hep. Doğanın kanunu, döngüsü belki de en canlı sonbaharda hatırlatır kendini. Sonbahar serbest bırakmaktır bedenini ve ruhunu. Yükleri atıp tazelenmektir. Yeniden başlamak için bir döngüyü kapatmaktır. Vedalar zor gelse de siz de bugünleri fırsat bilin ve kendinize bir iyilik yapın. Sonbaharin tadını doğada tazelenerek çıkarın. Bu iyilik için de Zeynep Şahin Tutuk ile birlikte yazdığımız ve karantina günlerinden hemen önce basılan Kanatlarımda İstanbul’ kitabına göz atın. Bir kuşun kanadında güzel bir İstanbul masalıBu kitapta Halit Bilen’in muhteşem kareleriyle bir kuşun kanadında yola çıktığımız güzel bir İstanbul masalı sunduk. Çok kısa sürede 9 baskı yapınca İngilizcesi olan Istanbul A Bird’s Eye View’ ve Almancası Beflügelndes Istanbul’u da yabancı misafirler için Devamını Oku Eylül öyle güzelsin ki…27 Eylül 2020 Ülkemizde sonbaharın tadı bir başka oluyor. Geçen haftaki yazımda size doğa içinden rotalar önermiş, bağbozumu yapmaya davet etmiştim. Bu hafta da birlikte bu topraklardan geçen medeniyetleri hatırlayalım. Yüzyıllar öteden hikâyeler, sonbaharın ılık rüzgârlarıyla fısıldasınlar kulağımıza... Anadolu’yu nasıl tanımlarsın deseler; medeniyetlerin, tarihin, dinlerin, hikâyelerin, efsanelerin beşiği derim... Farklı coğrafyalardan göçle bu topraklara gelen her topluluk bir iz bırakmış. Mısır, Ege ve Yunan medeniyetlerine yakın konumu farklı kültürlerle kaynaşmasını sağlamış. Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu topraklar İpek ve Baharat yollarının denize açıldığı yer olmuş. Ticaret, savaşlar ve göçler insanlık tarihine şahitlik etmiş bu toprakları beslemiş. Adları, kahramanları, dilleri değişse de âdetler, hikâyeler, ninniler kalmış bize miras. İşte bu sebeple Anadolu, hem kültürler arası bir köprü hem de zamansızlığın sembolü, dünü bugüne taşıyan bir zaman tüneli bin yılda dokuz şehirHomeros’un İlyada’sını elimize alalım ve bu destanın içinde kaybolalım. Troya’nın öyküsü çok büyüleyici ama şehirdeki kalıntılar biraz hayal kırıklığı yaratıyor. 1996’da UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alınan Troya’da yapmanız gereken, hayal gücünüzü kullanıp bu eserlerin binlerce yıldır burada olduğunu düşünmek. Mitolojiye göre Zeus, dünyanın ilk güzellik yarışmasında üç tanrıçadan birini seçme görevini Paris’e verilir. Kendisine dünyanın en güzel kadını Helen’i teklif eden güzellik tanrıçası Afrodit, verdiği rüşvet sayesinde ödülün sahibi olur. Ve Sparta Kralı Menelaus’un karısı Helen kaçırılıp Troya’ya getirilir. Bunun üzerine kral karısını ve şerefini kurtarmak için ordularıyla beraber Troya’ya yelken açar. 10 yıl süren savaşta iki taraf da bir sonuç elde edemez. En sonunda Yunan tarafı bir hileyle geri çekiliyormuş gibi yapar ve Troya’nın kapısına tahta bir at bırakır. Zafer sarhoşluğuna eğlenceler de eklenince Troya halkı gecenin ilerleyen saatlerinde sızıp kalır. Gerçek zaferse şehrin içine alınan atta saklanan Yunan askerlerin tarih boyunca çok sayıda şehrin üst üste kurulduğu bir yerleşim. 5 bin yıllık süreçte dokuz farklı şehir kurulmuş. Savaşın geçtiği dönem 6. şehir ve yaklaşık olarak MÖ 1250 yılları. Şehir çok sayıda lidere ve medeniyete ev sahipliği yapmış, sonra unutulup gitmiş. İnsanlar bir efsane olarak bakmışlar bu isme, ta ki Schliemann adında bir adam ortaya çıkana kadar!Yazının Devamını Oku Sonbaharın bereketli bağları20 Eylül 2020 Bağbozumu bir şenliktir, yüzyıllardır tekrarlanan bir coşkuya ortak olursunuz. Bağlardaki üzümleri toplarken doğanın, insanın yüzlerce yıllık emeğini hissedersiniz. Hem doğayla buluşmanız hem de orta halli bütçelerle güzel tatiller yapmanız için bağbozumu mevsiminde, cennet ülkemizin bağlarını birlikte keşfedelim. Sonbahar genellikle hüznü ve bitişleri çağrıştırsa da aslında renklerin, bereketin, ektiğini biçmenin mevsimi. Ruhumuz aynı doğa gibi, yaz sıcağında olgunlaşan meyvelerini toplar ve soğuk kış günlerine hazırlar kendini. İşte bu hazırlıklar içinde, şehrin karmaşasından kaçıp yazın son güneşlerinin eşlik ettiği bağlarda bir bağbozumuna katılmak, belki de en güzel kutlama olur. Bağbozumu bir şenliktir; yüzyıllardır tekrarlanan bir coşkuya ortak olursunuz. Bağlardaki üzümleri toplarken, doğanın ve insanın yüzlerce yıllık emeğini birbirinden güzel bağları gezmeye başlamadan size biraz üzümün tarihinden bahsedeyim. Asmanın tarihi insanlık tarihinden daha eski. İnsanlık, üzümün tadını aldığında aralarında bir bağ oluşmuş. İnsan üzümü işlemiş, üzüm ona şifa vermiş. Ülkemizin bağcılık için en uygun iklim kuşağında olması bağcılığın yüzyıllar boyunca Anadolu uygarlıklarıyla iç içe olmasını sağlamış. En eski yabani asmanın Kafkaslar ve Anadolu topraklarında bulunması, bağcılık kültürünün bu topraklar için ne kadar kadim bilgi olduğunun Devamını Oku Bodrum ve Alaçatı’nın yeni ve güçlü rakibi Side13 Eylül 2020 Bazı yerleri bıraktığı gibi bulamayınca üzülür insan. Side de en son hatırladığım halinden epey uzak karşıladı beni ama bu, mutsuzluk değil, bilakis mutluluk kaynağı oldu. Değişmiş, tarihini parlatarak güzelleşmiş, çok kaliteli mekânlar kazanmış ve ortaya yepyeni bir Side çıkmış! Ben sevdim bu yeni halini. Hatta o kadar sevdim ki bana göre Bodrum ve Alaçatı’nın yeni rakibi Side olacak. Yıllar var ki Side’ye gitmemiştim. İş ya da tatil nedeniyle Antalya sıklıkla gittiğim bir durak olsa da yolumu Side’ye düşürecek bir neden olmayınca açıkça söyleyeyim biraz ihmal etmişim. Geçen hafta yeniden merhaba’ deyince fark ettim 10 yıldan fazladır Side’ye bir yarımada gibi düşünün; konumu çok güzel. Manavgat Belediyesi ve Side halkının işbirliğiyle de yepyeni bir kimlik kazanmış. Öncelikle tarihi ortaya çıkarmak için harekete geçmişler. Binalar yıkılmış, yeraltındaki tarihi gün yüzüne çıkarmak için başarılı bir kazı çalışması yürütülmüş. Sonra o dokunun üzeri camla kaplanmış ve yeni yapılar bu cam zeminler üzerine inşa edilmiş. Böylece ortaya adeta bir müze kent çıkmış. O yüzden Side Çarşısı’na gittiğinizde sürprizlerle karşılaşacaksınız. Mesela girdiğiniz bir halı dükkânında yerde cam zemin, altında da tüm güzelliğiyle büyüleyen mozaikler göreceksiniz. Ya da bir şeyler içmek için oturduğunuz kafede sütunlar, su kanalları karşılayacak sizi... Her şeyi müzeye taşımak yerine olduğu yerde muhafaza edip korumaya almışlar. Bu da katman katman tarihle örülmüş bir şehircilik anlayışı çıkarmış ortaya. Bu arada çarşıda kilimlerden dekoratif yastıklara, aksesuardan giyim kuşama, tablolardan hediyelik eşyalara uzanan yelpazede birçok şey bulabilirsiniz. Muhteşem tiyatroSide’nin hem içinde hem civarında keşfedecek çok şey var. Tarih ve doğa başrolde burada. Harika antik tiyatrosu mesela... Merkezde ve yarımadanın en dar noktasındaki yapı, Anadolu’nun en büyük tiyatrolarından biri. MS 2’nci yüzyılda inşa edilen tiyatro, bir dönem arena olarak da kullanılmış. Side’nin geçmişinde, piskoposluk merkezi olduğu bir dönem var. MS 5-6’ncı yüzyıla denk gelen bu dönemde, tiyatro bu kez açık hava kilisesi olarak kullanılmış. Side Yarımadası’nın güney ucunda, limanın doğusunda iki büyük tapınak var. Şehrin iki büyük tanrısı Apollon ve Athena’ya adandığı düşünülen bu tapınakları, özellikle akşam saatlerinde görmeniz gerek. Muhteşem bir büyüsü var. Büyük tapınak baştanrıça Athena’ya, küçük olan Apollon’a ait. Şehre ait sikkeler üzerinde de Apollon küçük tapınağın önünde ayakta duruyor, Athena büyük tapınağın maketini elinde Devamını Oku Güneşin yurdu, tarihin beşiği6 Eylül 2020 Antalya bana göre Türkiye’nin köşe bucak keşfedilmesi gereken ilk beş şehrinden biri. Tarihine ve doğasına, birbirinden güzel otellerini ve lezzet duraklarını ekleyince neden bir turizm yıldızı olduğu ortaya çıkıyor. Hem tatil yapayım hem tarihi havasını soluyayım hem güzel yemekler yiyeyim diyenler için bir öneri listesi hazırladım. Ama bilin ki yazamadıklarım yazdıklarımdan çok daha fazla! Antalya’yı II. Attalos kurmuş. Attalos yurdu’ anlamına gelen Attaleia’ adı verilmiş; o isim günümüze kadar çeşitli değişikliklere uğramış ve nihayet Antalya olmuş. Şehrin kurucusu olan Kral Attalos’u heykelinin Saat Kulesi’nin karşısına dikilmesi sırasında yaşanan tartışmalardan hatırlarsınız… Tarihi MÖ 150’lilere dayanan şehrin çok zengin bir tarihi var. Bunda konumunun etkisi büyük. Geçmişte Antalya’nın kuzeyine Pisidya, doğusuna tüm kavimlerin ülkesi’ anlamında Pamfilya, batısına da ışık ülkesi’ anlamında Likya denmiş. Dolayısıyla şehir önemli yolların kavşağında kurulup geliştiği için müthiş bir mirasın sahibi durağıHaçlılar için önemli bir liman olarak kutsal topraklar’a giden yolda askerlere hizmet etmiş. Osmanlı topraklarına katılmasıysa Yıldırım Bayezid dönemine denk geliyor. Kurtuluş Savaşı yıllarında iki sene kadar İtalyan işgali yaşamış. Antalya sadece şimdi gözde değil. Geçmişte de gezginlerin vazgeçilmez durakları arasındaymış. 14. yüzyılda Antalya’yı ziyaret eden İbn-i Battuta, Güney Anadolu’nun bu en önemli limanından ihraç edilen limonlar yüzünden Mısır’da limona adaliya’ denildiğini yazmış. 1671’de şehre bu kez Evliya Çelebi gelmiş. Düden Nehri’nden akan suyun 200 çeşmeyi beslediğini, şehir surlarının 4 bin 400 metre uzunluğa ve 80 kuleye sahip olduğunu evlerin güzelliğiYazının Devamını Oku Doğu’nun maneviyatının simgesi’6 Eylül 2020 Anadolu Yakası’ndan Boğaz Köprüsü’nü geçip Ortaköy’e doğru ilerlediğinizde pagoda’ya Budist tapınağı benzeyen bir ev göz kırpar size. Burası Alman mimar Bruno Taut’un kendi adıyla anılan evi. İşte bu ev geçen günlerde 95 milyon liraya satışa çıktı. Ben içine girip gezebilen şanslı insanlardanım... Bir zamanlar Neslişah Sultan’ın oturduğu bordo renkli bina Boğaz’dan bakıldığında Alarko’ya ait Şifa Yurdu’nun solunda kalıyor. İstanbul’un en sıradışı evlerinden biri... Bu nedenle yıllardır görmeyi çok arzu ettiğim bir yerdi. Ve ilk kez bir aralık ayının 24’ünde, mimarı Bruno Taut’un 75’inci ölüm yıldönümünde girişinde, hemen solda yemek odası, önünde bir balkon ve muhteşem bir Boğaz manzarası var. Salon sade ama şık bir şekilde döşenmiş. Dünyanın farklı köşelerinden objeler birbiriyle uyum içinde. Yeşilliklerin arasından Boğaz sizi kucaklıyor. Burhan Doğançay’ın Leyla Gencer’li bir eseri salonu süsleyen sanat eserlerinden sadece üst kattaki yuvarlak cihannüma seyir köşkü muhteşem; ev sahibi çalışma ofisi olarak kullanıyor. Adeta kaptan köşkü gibi. Salondan, çok hoş metal işçiliği olan merdivenlerle alt kata, yatak odalarının olduğu bölüme iniyorsunuz. Ev çok büyük değil, mimari olarak dıştan çok güzel ama kullanım olarak bazı zorlukları var. Yan tarafındaki bahçeyse ömre bedel ve teraslar şeklinde devam ediyor. Korunun içinde bir dönem Taut Evi’nde de yaşayan Osmanlı Hanedanı’nın en güzel kadınlarından Neslişah Sultan’ın yaşamının son yıllarını geçirdiği apartman ve başka binalar yer kaçan mimarTaut Evi İstanbul’un bağrında sakladığı çok sayıda sürprizden biri ve şehrin güzelliğine apayrı bir hava Bruno Taut bu ev hakkında “Doğu’nun manevi değerlerinin insan üzerindeki etkisini modern bir evle açıkladım” demişti. Bu vesileyle Taut’u ve hayatını anmak da yerinde olacak. Taut, 4 Mayıs 1880’de ünlü Alman filozof Kant’ın da yaşadığı Königsberg’de tüccar Julius Taut’un ikinci oğlu olarak doğmuş. Berlin Üniversitesi’nde kent planlaması eğitimi almış, 1909’da kendi bürosunu açmış. Özellikle Berlin’de yaptığı modern binalarla kendine haklı bir ün sayıda eseri var. Alman asıllı bir Yahudi olan Taut, 1933’te Nazilerin iktidara gelmesi üzerine Japon Uluslararası Mimarlık Derneği’nden aldığı bir daveti kabul etmiş ve Naziler’den kaçıp Japonya’ya sığınmış. Ardından 1936’da Türkiye’ye davet edilmiş. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi’nde profesörlük yapmış.“Atatürk uzmanlık alanlarına karışmıyor”Yazının Devamını Oku Mavinin krallığı Fethiye ve dahası30 Ağustos 2020 Türkiye doğayla tarihin buluşmasına ev sahipliği yapan sayısız köşeyle dolu… Fethiye de o buluşmaların en güzellerini harmanlayarak sunuyor. Ben de bu hafta size hem Fethiye merkezde hem de çevresinde “mutlaka görün” dediğim noktalardan bir rota hazırladım, denemeniz gerekenleri tanışınAdını havacılık tarihimizin kahramanlarından Tayyareci Fethi Bey’den alan Fethiye uzun süredir Çinli turistlerin gözdesi. Bu nedenle çarşısında gezerken bolca Çince tabela görebilirsiniz. İngilizlerin de en sevdiği tatil adresleri arasında. Ama pandemiyle birlikte tatil ve seyahat pratikleri değişince şimdilerde sadece yerli turistin keyif adresi oldu. Fethiye’nin tarihi çarşısı Paspatur birçok sokağın birleşiminden oluşan ve farklı giriş kapıları olan bir açık hava çarşısı. Burada giyim, aksesuar, hediyelik gibi farklı içerikte dükkân ve balık lokantaları bulabilirsiniz. Çarşıya yürüme mesafesindeki Unique Otel, 2016’da Avrupa’nın En İyi Lüks Tasarım Oteli’ ödülünü almıştı. Unique Otel sanki bir yelpaze gibi açılan mimarisiyle kayaların üzerinde yükseliyor. Dışarıdan bakınca çok anlamıyorsunuz ama içine girince dört ayrı binadan oluştuğunu ve onların ortasına gizli bir bahçe kondurduklarını fark ediyorsunuz. Her detayında geçmişin yeniden yorumlanışı var. Mesela binaları planlarken Kayaköy’deki Rum evlerinden ilham tadını çıkarınÖlüdeniz yıllar yılı Türkiye’nin turizm ikonlarından oldu. Mavinin Yazının Devamını Oku
saffet emre tonguç turları 2020