“Yanlarında günah işlemekten utandığın kişilerle arkadaşlığı seç ( arkadaş ol). Yanlarında ibadet işlemekten çekindikerinle arkadaşlıktan kaçın.
julaibib: “ و إذا حَدثُوكَ عن سَيئة فُلان ، فقُل : غَفرَ الله لنا و لهُ “ و لا تَزِد ” ” Birisi sana günahlarını anlattığında; Allah bizi ve onu affetsin de, başka bir şey deme.
Hatırlamak için karalıyorum. “Kork o mahkemeden ki, hakimin kendisi şahittir.” — İmam-ı Caferi Sadık (r.a)
KorkO Mahkemeden Ki Hâkimin Kendisi Şahit, Videos. Liked. 133. 77. 328. #cizre #çemowano #xweza #doğasevgisi. 2788. #memuzin #kesfet #mesutciziri #fyp. Get app.
Civic FB7 2013. 17 Ağu 2019. #13. 1.vites max hız 65 civarı. 2.vites max hız 120 civarı. 3.vites max hız 170 civarı. Bu hızların üstünde S moda alıp kulakçıklarla vites küçültmeye kalksanızda araç izin vermez. Vites işareti yanıp sönecektir. Hepsi tarafımca denenmiştir.
ewFg. TÜRK ANAYASA HUKUKU SİTESİ SULH CEZA HÂKİMLİKLERİ VE TABİÎ HÂKİM İLKESİ Bu makale tarihinde burada yayınlandıktan sonra Güncel Hukuk dergisinin Ekim 2014 sayısında yayınlanmıştır. Makalenin dergide yayınlandığı şeklini görmek için burasını tıklayabilirsiniz. Kemal Gözler* Ben sahip olduğum hukuk anlayışı gereğince güncel siyasal olaylar karşısında susmayı ilke edinmiş bir anayasa hukukçusuyum. Geçmişte birkaç olayda, bu ilkem, beni ahlâken rahatsız etti ve sessizliğimi bozup, gazetelerde olmasa da açıklamalar yapmak zorunda kaldım. Bunlardan ilki 2007 yılında Cumhurbaşkanının seçimi konusunda ülkemizde yaşanan 184-367 tartışmasında Ocak ayından Mayıs ayına kadar sessiz kaldıktan sonra, 3 Mayıs 2007 günü yaptığım açıklamadır[1]. İzleyen yıllarda susma ilkemden ayrılarak güncel siyasî konularda bir iki açıklama daha yaptım. Bugün de bu ilkemden ayrılarak sulh ceza hâkimlikleri konusunda bir açıklama yapmak gereğini hissediyorum. Zira mevcut durum karşısında susmayı artık içime sindiremiyorum. 22 Temmuz 2014 tarihinde “paralel yapı” diye isimlendirilen bir yapıya mensup oldukları söylenen ve başta “haberleşmenin gizliliğini ihlâl” olmak üzere pek çok suç işledikleri iddia edilen çeşitli rütbelerde çok sayıda polis memuru gözaltına alındı. Daha sonra bunların bir kısmı tutuklandı. Bu operasyon, sahur vakti başladığı için de kamuoyunda “sahur operasyonu” olarak anıldı. Sahur operasyonunun arkasından başka gözaltına almalar ve tutuklamalar da yaşandı. “Sahur operasyonu”nu izleyen günlerde ülkemizde “tabiî hâkim ilkesi” tartışması yaşandı ve sulh ceza hâkimliklerinin kurulmasının bu ilkeye aykırı olduğu iddia edildi. Önce genel olarak “tabiî hâkim ilkesi” hakkında bilgi verelim 1. Genel Olarak Tabiî Hakim İlkesi “Kanunî hâkim” veya “olağan hâkim” ilkesi de denen “tabiî hâkim doğal yargıç” ilkesi, bir uyuşmazlık hakkında karar verecek olan hâkimin, o uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olmasını öngören bir ilkedir[2]. “Hâkim” terimi yerine “mahkeme” terimini koyarak söylersek, “tabiî mahkeme” veya “olağan mahkeme”, yargılanacak olayın meydana geldiği anda, o olayın yargılanması için kanunla kurulmuş mahkeme demektir. Kısacası, “tabiî mahkeme olağan mahkeme”, olaydan önce kurulmuş ve somut olay ile kuruluşu bakımından ilgisi olmayan mahkeme demektir[3]. Bu mahkemenin hâkimine de “tabiî hâkim” denir[4]. Buna göre, bir uyuşmazlık, ancak uyuşmazlığın doğumu anında görevli ve yetkili olan mahkeme tarafından yargılanabilecektir. Böylece tabiî hâkim ilkesiyle, uyuşmazlığın olaydan sonra çıkarılacak bir kanunla kurulacak bir mahkeme tarafından yargılanması yasaklanmakta, yani kişiye veya olaya özgü mahkeme kurma imkanı ortadan kaldırılmaktadır. “Tabiî hâkim olağan hâkim” veya “kanunî hâkim” ilkesinin amacı, yasama organının belirli bir olayı yargılamak için o olaydan sonra mahkeme kurmasının önüne geçmektir. Bu ilkeye uyulduğu takdirde, yasama organı dâhil devletin herhangi bir organı, olaydan sonra, sırf o olayı yargılamakla görevli bir mahkeme kuramayacaktır. Bu ise mahkemelerde yargılanacak olan kişilere büyük bir güvence sağlar. Çünkü onları yargılayacak mahkemeler, sırf onlar için kurulmamış, onları yargılayacak hâkimler sırf onlar için atanmamıştır. Böyle mahkemelerde ve böyle hâkimler huzurunda suçlanan kişiler masum iseler, beraat edeceklerdir. Oysa sırf o olay için kurulmuş ve hâkimi sırf o olay için atanmış bir mahkemede suçlanan kişiler masum olsalar bile mahkûm olabilirler. “Tabiî hâkim olağan hâkim” ilkesinin doğal sonucu, “olağanüstü istisnaî mahkemeler”in kurulmasının yasaklanmasıdır. Olağanüstü mahkeme, olaydan sonra kurulmuş, sırf belli bir olayı veya belli kişileri yargılamak üzere kurulmuş mahkeme demektir. Olağanüstü mahkemelere “istisnaî mahkemeler” de denir. 1982 Anayasası, “tabiî hâkim” ilkesini “kanunî hâkim güvencesi” başlıklı 37’nci maddesinde şu şekilde düzenlemektedir “Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz”. Görüldüğü gibi maddede “tabiî hâkim” veya “tabiî mahkeme” ifadesi geçmemektedir. Ancak Anayasanın 37’nci maddesinde “kanunî hâkim güvencesi” adı altında düzenlenen şeyin aslında “tabiî hâkim ilkesi” olduğuna şüphe yoktur. Bir kere, maddenin ikinci fıkrasında, “olağanüstü merciler”in kurulması yasaklandığına göre, bundan a contrario, “olağan mahkeme ilkesi”nin kabul edildiği sonucu çıkar. “Olağan mahkeme” ile “tabiî mahkeme” aynı şeylerdir[5]. Diğer yandan Anayasanın 37’nci maddesinin Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu Gerekçesinde de bu maddede ifade edilen ilkenin tabiî hâkim ilkesi olduğu açıklanmıştır. Gerekçede şöyle denilmiştir “Bu maddede kanunî’ ve tabiî’ hâkim güvencesi birlikte düzenlenmiştir... Tabiî hâkim’ kavramı ise yargılanacak nizanın vukuu anında bulunan kanunun öngördüğü yargı mercii demektir. Bunlara olağan mahkemeler’ de denir. Diğer bir deyimle, bir ceza [doğrusu niza], ancak vukuu anında yürürlükte bulunan kanunun tâbi kıldığı yargılama mercii önüne götürülecek; bu kanuna göre, hangi mahkemenin görev ve yetkisine giriyorsa o mahkeme tarafından çözüme bağlanacaktır. Bu suretle dâvanın olaydan’ sonra çıkarılacak bir kanunla yaratılan bir mahkeme önüne götürülmesi yasaklanmakta, yani kişiye’ yahut olaya’ göre, kişiyi’ yahut olayı’ göz önünde tutarak mahkeme kurma imkânı ortadan kaldırılmaktadır”[6]. Anayasa Mahkemesi de 1982 Anayasasının 37’nci maddesinde düzenlenen “kanunî hâkim” ilkesinin “tabiî hâkim” olarak anlaşılması gerektiğine karar vermiştir. Mahkeme, 20 Ekim 1990 tarih ve sayılı Kararında şöyle demiştir “Hukuk devletinde yasal yargıç kanunî hâkim, doğal yargıç tabiî hâkim olarak anlaşılmalıdır. Doğal yargıç kavramı ise, dar anlamda, suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından önce davayı görecek yargı yerini yasanın belirlemesi diye tanımlanmaktadır. Başka bir anlatımla, doğal yargıç ilkesi, yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıçların atanmasına engel oluşturur; sanığa veya davanın yanlarına göre yargıç atanmasına olanak vermez”[7]. Tabiî hâkim ilkesi konusunda teoriyi, mevzuatı ve içtihadı bu şekilde gördükten sonra bu ilkenin ihlâline uygulamadan iki örnek de verelim Ülkemizde 1920-1927 yılları arasında faaliyet gösteren “İstiklal Mahkemeleri” tabiî hâkim ilkesinin ihlâli niteliğindedir. Çünkü bu mahkemeler, yargılayacakları olaydan sonra kurulmakta, hâkimleri olaydan sonra atanmaktaydılar. Yine ülkemizde 27 Mayıs 1960 hükûmet darbesinden sonra kurulan ve “Yassıada Mahkemesi” olarak da bilinen “Yüksek Adalet Divanı” da tipik olaydan sonra kurulmuş, hâkimleri olaydan sonra atanmış, “olağanüstü mahkeme” niteliğindeydi. Yukarıdaki her iki örnekteki yargılamalar hatırlanırsa, tabiî hâkim ilkesinin ne kadar önemli bir ilke olduğu hemen anlaşılır. Her iki tür mahkemede de sanıkların beraat etme ihtimalleri fevkalade düşüktü. Çünkü bu mahkemeler, sırf onları yargılamak için kurulmuş, hâkimler sırf onları mahkûm ettirmek amacıyla atanmışlardı. Genel olarak tabiî hakim ilkesini bu şekilde gördükten sonra şimdi 2014 yılında kurulan sulh ceza hâkimliklerinin tabiî hâkim ilkesine uygunluğu sorununu inceleyelim 2. Sulh Ceza Hakimliklerinin Tabiî Hakim İlkesine Uygunluğu Sorunu Önce bu hâkimliklerin kuruluşunu görelim 16 Haziran 2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun, bir yandan sulh ceza mahkemelerini kaldırmış, diğer yandan da sulh ceza hâkimliklerini kurmuştur. Adı geçen kanun, kaldırılan sulh ceza mahkemelerinin yargılamaya ilişkin görevlerini asliye ceza mahkemelerine, arama, yakalama, tutuklama kararı verme gibi soruşturma işlemlerine ilişkin diğer görev ve yetkilerini ise yeni kurulan sulh ceza hâkimliklerine vermiştir. Böylece bir soruşturmada arama, yakalama, tutuklama kararı eskiden sulh ceza mahkemelerinin hâkimleri tarafından verilirken, yeni sistemde sulh ceza hâkimleri tarafından verilecektir. Arama, yakalama, tutuklama gibi kararların sulh ceza mahkemesi hâkimleri tarafından verilmesi ile sulh ceza hâkimlikleri tarafından verilmesi arasında şöyle bir fark vardır Büyük illerde pek çok sulh ceza mahkemesi vardı. Yürütülen soruşturmada arama, yakalama, tutuklama gibi kararların o gün nöbetçi olan sulh ceza mahkemesinden talep edilmesi gerekliydi. O gün nöbetçi olan sulh ceza mahkemesindeki hâkim ise, o olay için atanmış veya nöbet görevi o olay için belirlenmiş bir hâkim değildir. Bu hâkimin önüne sunulan dosyada inandırıcı deliller var ise hâkim, arama, yakalama, tutuklama gibi kararlar verecek; delilleri inandırıcı bulmuyor ise bu yöndeki talepleri reddedecektir. Bu hâkim önceden “ayarlanmış” bir hâkim değildir. Bu hâkim bir “tabiî hâkim”dir. Bu hâkime sunulan dosyada inandırıcı deliller yoksa pekâlâ hâkim kendisine sunulan talepleri reddedebilecektir. Böylece, arama, yakalama, tutuklama gibi taleplerin özel olarak ayarlanmış bir hâkime değil, bu tabiî hâkimden istenmesi, soruşturulan kişilere büyük bir güvence sağlar. Bu taleplerin nöbetçi sulh ceza mahkemesinden değil, soruşturma dosyasının numarasına göre UYAP üzerinde dağıtılmasında da aynı güvence söz konusudur. 16 Haziran 2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun sonucunda sulh ceza mahkemeleri kaldırılmış ve yerlerine az sayıda sulh ceza hâkimliği kurulmuştur. Örneğin İstanbul Adliyesinde, söz konusu Kanun uyarınca 38 adet sulh ceza mahkemesi kaldırılmış ve yerlerine sadece 6 adet sulh ceza hâkimliği kurulmuş ve bunlara 6 adet sulh ceza hakimi atanmıştır[8]. Eskiden İstanbul Adliyesinde tutuklanması talep edilen kişinin 38 adet sulh ceza mahkemesi hâkiminden birinin önüne çıkması ihtimali var iken, şimdi 6 hâkimden birinin önüne çıkması ihtimali var. Keza eski sistemde bu 38 sulh ceza mahkemesi hâkiminin birinin kararına itiraz edildiğinde itiraz başvurusu, bu 38 hâkimden biri tarafından değil, 55 asliye ceza hâkiminden[9] o gün nöbetçi olan birisi tarafından karara bağlanıyordu. Oysa yeni sistemde bu 6 sulh ceza hâkimin birisinin verdiği karara itiraz edildiğinde itiraz hakkında diğer beş hâkimden birisi karar verecektir. Görüldüğü gibi eski sistemde, siyasal iktidarın, bir ihtimal, art niyetle arama, gözaltına, tutuklama kararı çıkartmak istemesi durumunda İstanbul Adliyesinde etkilemesi gereken hâkim sayısı 93 iken, yeni sistemde bu sayı 6’ya düşmüştür. Haliyle 6 hâkimi etkilemek, 93 hâkimi etkilemekten daha kolaydır. Şüphesiz denebilir ki, sayının çok olması veya az olmasının prensipler açısından bir değeri yoktur. Keza kaldı ki, küçük bir yerde eski sistemde tek bir sulh ceza mahkemesi, yeni sistemde de tek bir sulh ceza hâkimi olabilir. Doğrudur. Doğrudur; ancak buradaki can alıcı mesele, söz konusu kanundan sonra, yeni kurulan sulh ceza hâkimliklerine atanan hâkimlerin özel olarak seçilip seçilmediği meselesidir. 16 Haziran 2014 tarih ve 6545 sayılı Kanundan önce İstanbul Adliyesinde görev yapan 38 sulh ceza hâkiminin “paralel yapı” denen bir yapıya mensup polisleri tutuklatmak için özel olarak seçilip atanmış hâkimler olduğu yolunda bir iddia şimdiye kadar işitilmemiştir. Ne var ki, bugün İstanbul adliyesindeki 38 sulh ceza hâkiminin atanan 6 sulh ceza hâkiminden bazılarının sırf bu amaçla seçilip atandıklarını iddia edenler vardır. Örneğin ülkemizin önde gelen köşe yazarlarından biri olan sayın Taha Akyol şöyle yazmıştır “İstanbul'a atanan 6 sulh hâkiminden üçü, 17 ve 25 Aralık soruşturmalarında bütün sanıkları tahliye eden hâkimlermiş! Bu tesadüf mü?! Paralel polisler’ hakkında soruşturma, arama ve tutuklama kararlarını veren sulh hâkimi, bu üç hâkimden biri... Avukatlar itiraz ettiğinde karar verecek olan hâkim de bu üç hâkimden ikincisi!”[10]. Bu hâkimlere ilişkin basında daha pek çok iddia dile getirildi ve keza bu hâkimliklerin gerçekte “paralel yapı” mensuplarını tutuklatmak için kuruldukları ve hâkimlerinin bir kısmının da özel olarak atanmış kişiler olduğu yolunda yoğun iddialar dile getirildi. Bu iddiaları burada tekrarlayacak değilim. Bu iddiaları haliyle ispat edecek imkanım da yok. Ancak olayların seyrinin bu iddiaları destekler nitelikte olduğunu gözlemliyorum. Bu hâkimlikleri kuran 16 Haziran 2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun, 28 Haziran 2014 tarihli Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Anılan hakimliklerde görev yapacak hâkimler, 17 Temmuz 2014 günü atanmıştır. 22 Temmuz 2014 tarihinde, yani bu hâkimlerin atanmasından sadece 5 gün sonra, sahur vaktinde, bu sulh ceza hâkimlerinin verdikleri kararlar uyarınca “paralel yapı”ya mensup olduğu iddia edilen çeşitli rütbelerde pek çok polis memuru gözaltına alınmış ve bir kısmı da izleyen günlerde tutuklanmıştır. Gün geçtikçe sulh ceza hâkimliklerinin adliyenin iyi işlemesi gibi saf kamusal amaçlarla değil, birtakım art niyetlerle kuruldukları yolundaki iddiaları teyit eden gelişmeler yaşadık. Eğer, söz konusu hâkimlikler, gerçekte sırf bu amaçla kurulmuş ise ve eğer altı aydır devam ettiği söylenen “paralel yapı” soruşturmasında arama, yakalama ve tutuklama kararlarının hâkimden talep edilmesi için, İstanbul Adliyesindeki 38 adet sulh ceza mahkemesinin kaldırılması ve yerlerine 6 adet sulh ceza hâkimliğinin kurulması ve bu hakimliklere iddia edildiği gibi özel olarak seçilmiş ve atanmış 6 adet hâkimin göreve başlaması beklenmiş ise ortada hiç şüphesiz ki “tabiî hâkim ilkesi”ne aykırı bir durum vardır. Eğer bu böyleyse 2014 yılında kurulan sulh ceza hâkimliklerinin, Cumhuriyetin ilk yıllarında çalışan İstiklal Mahkemelerinden ve 27 Mayıs 1960 Hükûmet darbesinden sonra Yassıada’da faaliyet gösteren “Yüksek Adalet Divanı”ndan bir farkı yoktur. Bu görüşe karşı olarak, bir ülkenin adliye sisteminde kaçınılmaz olarak yeni mahkemelerin kurulabileceği, bu kurmanın kanunla olması kaydıyla, bunun “tabiî hâkim ilkesi”ne aykırı olmayacağı ileri sürülebilir. Doğrudur Bir ülkenin yargı örgütü sisteminin değişmeden sonsuza kadar sürmesi beklenemeyeceğine göre, yargı örgütünde şu ya da bu tarihte bir değişiklik yapılması, mevcut bir mahkeme türünün kaldırılması, yerine yeni bir mahkeme türü kurulması haliyle mümkündür. Böyle bir durumda da yeni kurulan mahkeme, kaçınılmaz olarak olaydan sonra kurulmuş bir mahkeme olur; ama yine de bu mahkeme tabiî hâkim ilkesine aykırı olarak görülmez. Çünkü bu tür bir mahkemenin kuruluş nedeni, belirli bir olayı veya belirli kişileri yargılamak değil, ülkenin yargı sisteminde reform yapmaktır. Diğer bir ifadeyle yeni mahkeme kurulmasının amacı, adalet kamu hizmetinin daha iyi ve daha etkili bir şekilde çalışmasını sağlamaktır. Amaç belirli kişileri mahkûm ettirmek değil, yargı sisteminde reform yapmak ise, kanunla yeni kurulan mahkeme tabiî hâkim ilkesine aykırı olarak görülemez. Çünkü sırf belirli bir olaya veya sırf belirli kişilere yönelik olarak kurulmamıştır. Görüldüğü gibi tabiî hâkim ilkesini değerlendirirken, mahkemeyi kuran kanun koyucunun bu mahkemeyi kurmakla güttüğü amaç kaçınılmaz olarak devreye girmektedir. Örneğin Türkiye’de adlî yargı sistemimizin iki dereceli yapıdan üç dereceli yapıya çıkarılması ve böylece sistemin daha etkili ve daha iyi işleyebilmesi amacıyla 26 Eylül 2004 tarih ve 5235 sayılı Kanun ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kurulması öngörülmüş ve adı geçen Kanun, Adalet Bakanlığına bu mahkemeleri 1 Haziran 2007 tarihine kadar kurma görevi vermiştir Bu arada belirtelim ki Adalet Bakanlığı bu mahkemeleri hâlâ kuramamıştır!. Ülkemizde söz konusu Kanunla bölge adliye mahkemelerinin kurulması tabiî hâkim ilkesine aykırı olduğu hiçbir zaman iddia edilmemiştir. Çünkü bu mahkemelerin, art niyetle belirli bir olay veya kişilere yönelik olarak kurulmadığı, ülkenin genel yargı sisteminde reform yapmak için kurulduğuna herkes ikna olmuştur. Bu örneğin de gösterdiği gibi tabiî hâkim ilkesi açısından mühim olan, mahkemenin sadece kanunla kurulması değil, söz konusu kanunu koyan kanun koyucunun bu kanunu koyarken güttüğü amaçlardır. Ben sahip olduğum hukuk anlayışı gereği, kanun koyucunun güttüğü amaçların hukuken değerlendirilmesinin kural olarak mümkün olmadığını ve yine yargı organlarının da prensip olarak kanun koyucunun güttüğü amacı denetleyemeyeceğini savundum[11]. Bu nedenle baştan, sulh ceza hâkimliklerini kuran 16 Haziran 2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunun da amaç bakımından değerlendirilmemesi gerektiğini, bu Kanunu çıkaran kanun koyucunun bununla, adalet kamu hizmetinin daha iyi çalışmasını sağlamayı amaçlamış olabileceğini varsaydım. Ancak yukarıda özetle vermeye çalıştığım gelişmeleri gözlemledikçe, bu varsayımın doğru olmayabileceğini, bu Kanunu çıkaran kanun koyucunun, adalet hizmetinin daha iyi işlemesi amacıyla değil, birtakım art niyetli düşüncelerle sulh ceza mahkemelerini kaldırdığını ve yerlerine sulh ceza hâkimliklerini kurduğu düşünmeye başladım. 3. Son Gözlemler Tabiî hakim ilkesini tamamlayıcı nitelikte bir iki hususa daha değinmek isterim a Adil bir yargılama için en az tabiî hâkim ilkesi kadar önemli bir ilke daha vardır Hâkimlerin bağımsızlığı ilkesi. Bu ilke bu yazının konusu dışında kalır. Ancak belirtmek gerekir ki, adil bir yargılama için, hâkimin sadece “tabiî hâkim” olması yetmez; aynı zamanda “bağımsız hâkim” olması gerekir. Hâkim, tabiî hâkim olsa bile, bağımsız değil ise, adalet gerçekleşmez. Bu nedenle hâkimlerin bağımsız bir organ tarafından atanması, atandıktan sonra da siyasî ve idarî makamların etkisi altında kalmamaları ve bunun için de çeşitli teminatlara sahip olmaları gerekir. Kendilerini bağımsız hissetmeyen hâkimlerin tabiî hâkim olması, tek başına yargılananlar için bir güvence teşkil etmez. b Suç işlediği iddia edilen bir kişinin iddia olunan suçu işleyip işlemediği sorunu bir şey, bu kişi hakkında karar verecek hâkimin tabiî ve bağımsız hâkim olması bir başka şeydir. Suç işlediği iddia edilen kişiler gerçekten suç işlemişlerse, dosyada da bunların suç işlediğine ilişkin inandırıcı deliller var ise, sadece istisnaî ve taraflı hâkimler değil, tabiî ve bağımsız hâkimler de bu kişiler hakkında, şartları varsa, arama, yakalama ve tutuklama kararı verirler. Ancak bir ihtimal suç işlediği iddia edilen kişiler gerçekten suç işlememişler ise, tabiî hâkim ilkesine aykırı olarak, sırf onlar için atanmış hâkimler karşısına çıkarılırlarsa, bu kişilerin tutuklanma ihtimalleri, masum olsalar bile, çok yüksektir. c Son olarak şunu özellikle belirtmek isterim ki, bir kişinin gerçekten suç işleyip işlemediği, ancak tabiî hâkim ilkesine uygun olarak atanmış bağımsız hâkimler önünde yargılandığı zaman ortaya çıkar. Ülkemizde iddia edildiği gibi gerçekten bir “paralel yapı”nın olup olmadığı ve bu yapının mensuplarının “yasa dışı dinleme”, “haberleşmenin gizliliğini ihlâl”, “görevi kötüye kullanma”, “casusluk” gibi özgürlüklerimizi tehdit eden fevkalade ağır suçlar işleyip işlemediği ancak tabiî ve bağımsız hâkimler huzurunda ispat edilebilir. Eğer bu kişiler gerçekten bu suçları işlemişlerse, bu kişilerin tabiî hâkim ilkesine aykırı olarak atanmış hâkimlerin önüne çıkarılması ve bu hâkimler tarafından tutuklanmaları, gerçekte bu kişilerin işlediği suçların ortaya çıkmasının ve bunların adil bir şekilde cezalandırılmasının ve keza suçluların kamu vicdanı tarafından mahkum edilmesinin önünde bir engeldir. Bu kişilerin tabiî hâkim ilkesine aykırı olarak atanmış hâkimler tarafından yargılanmaları, eğer bu kişiler gerçekten suçluysalar, onların suçluluğu vakıasını perdeleyecektir. Tabiî hâkim ilkesi, sadece sanıklar için değil, hakikatin ortaya çıkmasını isteyen kamu için de bir güvencedir. 29 Ağustos 2014. [1]. 3 Mayıs 2007 günü yayınlanan bu açıklama daha sonra Türkiye Günlüğü dergisinde kağıt üzerinde de yayınlanmıştır Kemal Gözler, “Cumhurbaşkanının Seçimi Konusunda Bir Açıklama”, Türkiye Günlüğü, Sayı 89, Yaz 2007, [2]. Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Ankara, Yetkin, 13. Baskı, 2012, [3]. Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul, Kazancı, 8. Baskı, 1986, [4]. Ibid. [5]. Kunter, op. cit., 311. [6]. Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu Gerekçesi, Madde 37, in Mehmet Akad ve Abdullah Dinçkol, 1982 Anayasası, İstanbul, Alkım, 1998, [7]. Anayasa Mahkemesi, 20 Ekim 1990 Tarih ve Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 27, Cilt 1, Anayasa Mahkemesi benzer tanımı başka kararlarında kullanmıştır. Örneğin bkz Anayasa Mahkemesi, 5 Mayıs 2004 tarih ve 2002/170, sayılı Karar; Anayasa Mahkemesi 17 Temmuz 2013 Tarih Ve Sayılı Karar. [8]. [9]. İstanbul Adliyesinde 55 adet Asliye Ceza Mahkemesi olduğu anlaşılıyor [11]. Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin, 2000, Kemal Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Teorisi, Bursa, Ekin, 2011, NOT Bu makale kısmen veya tamamen, kaynağı gösterilmek şartıyla tekrar yayınlanabilir, çoğaltılabilir, dağıtılabilir. Makalenin kaynağı şu şekilde gösterilmelidir Kemal Gözler, “Sulh Ceza Hâkimlikleri ve Tabiî Hâkim İlkesi Sahur Operasyonu’ Hakkında Bir Açıklama”, Konuluş Tarihi 29 Ağustos 2014. Bu makale tarihinde burada yayınlandıktan sonra Güncel Hukuk dergisinin Ekim 2014 sayısında yayınlanmıştır. Makalenin dergide yayınlandığı şeklini görmek için burasını tıklayabilirsiniz. c Editör ve Yazar Kemal Gözler E-Mail kgozler[at] Konuluş Tarihi 29 Ağustos 2014 Güncellemeler 30 Ağustos 2014, 31 Ağustos 2014. Ana Sayfa Bu sayfa
" Eline geçmeden yumurtaları saymaya başlama. "" Kendine yüksek hedefler koyar ve bunların hepsini seni nasıl gördüğünü değiştirmektir. "" Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın. " Fırtınadan önce uzun bir sessizlik yaşanır. "" Yaşadığımız dünyada hiçbir şey sadece kuvvetle kurulamaz. İki şey dünyaya hükmeder. " Eğer birisi seni aldatmışsa bu onun suçudur. Eğer o kişi seni pek çok kere aldatmışsa bu senin suçundur. "" Hesap görmek, hesap etmekten zordur. "" Zor olanı, hasmınla değil, sevdiklerinle savaşmaktır. "" Ne kadar uzağa gidersen git, başladığın yere dönersin sonunda. "Daha kimseler çözemedi bu bilmeceyi. Kaderimiz olan aşka değil de aşkıyla kaderimizi değiştirene içelim. "Nerede mutlu olduysan, hep oraya çevirirsin kafanı. "" Değişmek zordur. Bazen aynı adam kalmak daha zordur. Hayat öyle yüklenir ki üstüne, durduğun yerde çatır çatır çatırdarsın. Bazen hayat seni öyle zorlar ki, yolun başında kimdin, unutursun. "" Verdiğimiz dersi alan, gelmiş bize ders şerbet döktüğümüz kupayı, zehirle ikram ediyor. " " Portakalı soymadan içinin iyi olup olmadığını anlayamazsın. "" Sevilmeyi hak etmediğini düşünen herkes yalnızdır. " Merak aşktan daha güçlü bir şey. Bir kere âşık olunca bilirsin aşkın sana ne yapacağını, ama merak öyle değil. Eğer birini merak edersen, o merak seni alır götürür. " " Yanlış hayat doğru yaşanmaz. "" Sevmek son kertede kaçınılmaz sona karşı çıkmaktır. O sevgide hapis kalmaktır. "uyandıktan sonra duyulan acı da o kadar büyük olur. "herkesin kimseye gösteremediği gizli bir yüzü vardır. "" Yalnızlık, tek başına olmak değildir. Yalnızlık, pusuda bekleyen canavarla tek başına olmaktır. "" Kadere inanan insan tesadüfe inanmaz. Tesadüfe inanan adamsa kaderini kendi elinde tutamaz. " " Kendi kendimize verdiğimiz sözü tutmak en çabuk unuttuğumuz şeydir. "ya da gerçekten de olmaması gerektiği için olmuyordur. "" İnsan! İyi kötü ne varsa yapan kendisiyken, tutar suçu yükler kendinden başkasına. "en karanlık çare onun sevgisini öldürmektir. ona ihanet etmektir. "" Ne kadar terbiye etsen de susturamazsın içindeki canavarı. Geçmişe sorular soran, kendi sesinin yankısını gerçek dönmek başka, geçmişi silmek başka. Bir kere aktı mı zamanın içinden, suyun yolu değişmez. Unutma! "" Köpeği köpek yapan sadakatidir. "" Sadakat sevgiden kör kaçtığın şeye eninde sonunda yakalanmaktır sadakat. Sadakat, sevdiğinin kalbini avucunda tutmaktır. Ama sadakat, gerektiğinde o yüreği fırlatıp yere atmaktır. "" Ölüm gibidir sadakat pazarlığı olmaz. Bir kere çizgiyi geçtin mi yoktur dönüşü. Ne umutlar fısıldarsa fısıldasın sana hayat, çeker gider sadık kalmaz sonunda. Ama kötülük öyle mi? Hep yanı başındadır insanın. Sözler verilir, sözler unutulur. Gün gelir ihanet eden sadakat ister. Sadaka gibi verilmez sadakat, isteyen hepsini ister. Sevdiğine sadık kalan adam kendinden vazgeçebilen adamdır. "" Yapacak bir şey kalmayınca, hiçbir şey yapmamak en iyisi. "" Aileden biri ayrıldığında, yüzünü unutsan da, sesi kalır seninle. Yine de devam eder seninle konuşmaya. "" Elinden bir şey gelmeyince kabullenmek kolaydır. Asıl çaresizlik, kendine elimden geleni yaptım mı diye sormaktır. Çünkü asıl çaresizlik çareyi geçirmişken eline avuçlarının içinden kaçırmaktır. Çaresizlik, aradığın çarenin tam önünde olması, ama onu bulacak vaktin olmamasıdır. " " Birileri resmini çekerken gülümsersin. Mutlu olup olmaman önemli değildir. Öyle olması gerektiği için yaparsın. "" Türk askeri Namlusunun ucunda Cennet'i gördüğü için cesurdur. "hep aklında olanı seveceksin. "Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir. onurunda, malında, gururunda sevdan da seni terk etmesin. "" Sırf yalnız olmak değildir kendine tahammül edemeyen adam; surlarında delik açamayan adam; kendi etrafına kaleler kuran herkes yalnız olmak istemez. " Unuttum demek bile hatırlamaktır. "kaybettiğin bir şeyi dinlemek istemezsin. "" Nokta her zaman bitenin arkasından konmaz. Bazen sonra gelen büyük olsun diye konulur. "" Mesele, sözü okumakta değil, mesele sözü anlamakta. "" Ben dostlarımı hiç satmadım. Çünkü; Ya beş para etmez çıktılar, ya da paha biçilmez. "kalan iki kuruşa seni satar. "" Ya arkaya bakmayacaksın, ya da bakacak bir şey bırakmayacaksın. "" Sökük kişilikteyse, dikiş tutmaz. "" Kalabalıkta artistlik çekenin, tenhada özrünü kabul etmem. "" Cesurun bakışı, korkağın kılıcından keskindir. "" İyi niyetli kurbağa akrebe yardım eder. Akıntının ortasında kurbağa sırtında korkunç bir acı hisseder... " Öyle bir döngüdür ki hayat. Sevdiklerinle yer değiştirir durur. Çaresiz hep oynarsın aynı oyunu. Bir kere olan her şey, olmaya devam eder. Bir kere kaçtın mı her şeyden, aynı ayak izlerine basarak kaçarsın sürekli. Bastıkça büyür geçmişin ayak izleri. Arkanda bıraktıkça ansızın önüne çıkarlar. Kendi ayak izlerini takip edip dönemezsin geçmişe. Ama yeterince beklersen eğer geçmişi, eninde sonunda dönecektir sana geri. Geçmişi değiştiremesen de, çağırabilirsin bir kere kaybettiysen eğer, silemezsin kayıplarını. her şeyini kaybettiğin o masaya bir gün oturabilirsin yeniden. "" Bu gün bir köprünün tam ortasında durdum. Aşağıda alevler, arkamda melek, önümde şeytan, ikisi de aynı soruyu sen, kimin ikisinden birini seçmem istendi. Ama hep bir üçüncü şık vardı. O da ateşe atlamak. "" Bazen, işleri yoluna koymak için sıkmayacaksın yumruğunu. Açacaksın avucunu. Avucundakileri savuracaksın havaya. Bekleyeceksin, bekleyeceksin sana geri gelmelerini. "" Oysa herkes öldürür sevdiğini, Kulak verin bu bir bakışıyla yapar bunu, Kimi dalkavukça sözlerle. Korkaklar öpücükle öldürür. Yürekliler kılıç darbeleriyle. Kimi gençken öldürür sevdiğini. Kimi yaşlıyken. Şehvetli ellerle boğar kimi. Kimi altından ellerle Merhametli kişi bıçak bıçakla ölen çabuk soğur. Kimi yeterince sevmez kimi fazla sever. Kimi satar; kimi de satın alır. Kimi gözyaşı döker öldürürken. Kimi kılı kıpırdamadan. Çünkü herkes öldürür sevdiğini. Ama herkes öldürdü diye ölmez. "" En iyi soygunlar girerken değil, çıkarken bozulur. Haydutlar öyle iyi planlar ki girmeyi, nasıl çıkacaklarını unuturlar. Çıkacaksan hemen çıkacaksın. Yoksa çekerler seni içeri. "" Güvercinin boynundaki o kırmızımtırak tüyler vardır ya, bir kere taktı mı güvercin o tasmayı boynuna başka birisini sevemezmiş. Ama bazen fazla sevgiden güvercinler birbirlerini de öldürürlermiş, birbirlerinin gırtlağını deşerlermiş fazla sevgiden. O yüzden, o kızıl tasmaya da güvercin gerdanlığı derlermiş. Madem bu kadar çok sevdiniz birbirinizi bakalım kim takacak o gerdanlığı boynuna. Madem ikiniz de hasmımsınız artık geldik sınavın son sorusuna. Biriniz ölürse diğeriniz sağ çıkacak buradan, bakalım kim daha çok seviyor diğerini... Kim takacak o gerdanlığı boynuna. "" Hayatta üç büyük erdem vardır – Seninle bağını koparmış kişiyle yeniden bağ – Senden esirgeyen kişiye cömertlik – Sana kötülük edeni bağışlaman. "akrebin iğnesiyle çıkarmaya kalkışmaz. "" Hayat bedel ödemekten başka bir şey değil. ve hayatta var olan biri oluyorsun. Yoktan var oluyorsun. Eee. Bedava mı var olacaksın? " Teröristi kanun öldürürse buna ceza denir. Ama kanun değil de, kan sahibi öldürürse buna intikam denir. "" İnsan, gül olacağı yerde diken, diken olacağı yerde gül olmamalı. Gül gibi tatlı sözlü olmalı. Diken gibi incitici olmamalı. Ama keskin ve sivri olman gerektiğinde kesmelisin. Gerektiğinde kirpi gibi dikenlerini göster ki canını koruyasın. Samur gibi yumuşak olursan yüzerler derini. "" Öğrenci demek, dünyanın en büyük adamı demek. Dünyanın en küçük adamı da öğrenecek bir şeyi kalmayandır. "" Helâda uyursan, rüyanda kendini Süleyman’ın tahtında bulursun. başkalarının pisliğinin üstünde bulursun. "" Sizin kafanızın içi bitlenmiş. Dışı bitlense ne olur? "başkaları senin felaketlerinden ibret almasın. "" Hem öcümü alayım, hem katil olmayayım. Olur mu öyle şey. Hem vuracaksın adamı, hem katil olmayacaksın. Hem rakıyı içeceksin, hem orucun bozulmayacak. "" Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi. Kah inerim yeryüzüne seyreder âlem beni. "" Ustanın biri, çırağına demiş ki; şu şişeyi ver. Hangi şişeyi demiş çırak. Şu şişeyi diye tekrar etmiş usta. Ama burada iki şişe var demiş çırak. O zaman bir tanesini kır, öbürünü ver demiş usta. Çırak şişeyi kırmış. Bir de bakmış ki diğer şişe de yok. Biri iki görmenin de bir bedeli olmalı. "Çocuğu olmayan Allah'a dua etmiş."Ya rabbi! Bana bir kız çocuğu ver, onu sana kurban edeyim" demiş. Duası kabul olmuş ve sonunda kızının adını Ayşe zaman git zaman, çocuğun kurban edileceği zaman gökten yanında bir keçiyle gelmiş."Kızını bırak. Al bu keçiyi kurban et" demiş. Kurban mevzuunu dinleyenlerden biri, artık dayanamamış ve adamın sözünü bıçağını yalayan aptal bir danaya benzer. ""Baksan cismi yok. Ama hiçbir şey, şüphe kadar bir insana ağırlık vermez. " " Kahvemize şerbet, muhabbetimize bereket kattınız. " " Ölüm haktır, kalanlara nasihattır. İnsan, ayrılığın geçici olduğunu bilse de, acısını çekecektir. " " Usta ve çırak yanyana kalmışlar. Bakmışlar ki batmışlar. Çırak ' herşey bitti ne olacak ' demiş. Usta ' Bir çay koyda, Yeniden Başlayalım.' demiş. " İyi şeyler ucuz, ucuz şeyler de iyi olmaz. " " Her yolcu, o yolun yolcusu ile karşılaşır. " " Senin vazgeçtiğin, başkasının hazinesidir. " " Sultan Süleyman vasiyetinde; 'Tek elimi tabuttan dışarı çıkarın ki, cihan padişahı Kanuni’nin bile dünyadan eli boş gittiğini görsünler…” demiş. " " Hayat, yazdığımız çizdiğimiz gibi olmuyor. Hem hizmet, hem cam kenarı. Hayal... " " Göz görmeyince gönül katlanırmış derler. " " Maskeler insanları gizler. Maske takınca herkes birbirine benzer. Bunu takınca görünmez olur ve onun ardında istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Tek adam ve tek yüz olursunuz. " " Sürekli yaptığımız şey neyse biz oyuz. O zaman mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır. " " Bazıları mevcut şeylere bakarlar ve neden var diye sorarlar. Ben olmayan şeyleri hayal eder ve neden yok diye sorarım. " " Her zaman doğruyu söyle. Ne dediğini hatırlamak zorunda kalmazsın. " " Yanılgı insanlar içindir. Ama silginiz kaleminizden önce bitiyorsa biraz fazlaca yanlış yapıyorsunuz demektir. " " Bir amacın başarı limitini kendi inancımız belirler. " " Sultan Fatih, hocası Akşemsettine sordu. - İnsan açlığa ne kadar dayanabilir. - Ölünceye kadar. " " Güneşi gözden kaçırdım diye gözlerini kapatırsan, yıldızları da göremezsin. " " Umutlarınız sonsuzluğa uzanan gökyüzündeki yıldızlar kadar sonsuz olsun. Mutluluklar yağan yağmur kadar bol ve sınırsız. Güzellik, sevgi hepimizi aşacak kadar büyük olsun. Yarınlarımızın bugünden daha güzel olması dileğiyle. " " Hani bir şehri anlatırken ne çok şey vardır yazacak. Eğer siz görebildiyseniz çok yeri vardır anlatacak. Sokakları, köprüleri, meydanları, alışveriş merkezleri ve içinde yaşanan onca hikâyesiyle başlı başına bir meseledir bir şehri anlatmak. En zor olanı bir insanı anlatmaktır. Kolay mı bir insanı tanımak ve bir kâğıda dökmek. " " Önce insan bulunur. Sonra âşık olunur. Önce aşk yaşanır. Sonra ayrılık. Aşk delilik ya, sonra tekrar aşık olunur. Sonra âşıkken sevgili olunur. Âşık olmak benlik birliğidir. Ayrılmak benliği bulmaya bir kaçış. Sonra anlarız iki benden bir ben çıkıyor. İki yarım bir tam oluyor. Nasıl ki insan kendini bölemez, diğer yarısından da ayrılamaz. " " Aşk kozanın kelebeğe dönüştüğü evredir. Hem acı, hem de çirkinlik içerebilir. Kozanın kelebek olduğu an, aşkın sevgiye döndüğü andır. Hiçbir şey yıkamaz onu. Aşk delirme hali. Sevgi gelişme ve güzelleşme halidir. " " Seni seviyorum demek, sevgili için gerektiğinde ölüme giderken bile çocuk saflığıyla gülümseyebilmektir. Seni seviyorum demek korkmaktır. Yitirmekten, incitmekten korkmaktır. Seni seviyorum demek en kısa özlemlerde bile bir gece vakti bıçakla delik deşik edilmiş kadar acıtılmaktır. " " İnsanın hayatta tek bir şeye ihtiyacı vardır. Seveceği bir şey. Bunu veremezsen yerine umut verirsin. Bunu da veremezsen yapacak bir iş verirsin. " " Dışarıda olup biteni izlerken düşündüm de. Her şeyi erteleyebilirsin. Ama bir tek şeyi değil. Birine seni seviyorum demek için yarını bekleme. " " Hepimiz bir bataklıkta yaşıyoruz. Ama bazılarımız yıldızlara bakıyor. Farkımız bu…" " O kadar çabuk unutuyoruz ki. Tepkilerimiz o kadar az ki. Göz kanıksıyor. Her şeye alışıyoruz. Tepkisiz kalıyoruz. " " Söylediklerinden çok, sakladıklarına kulak vermeli insan." " Tatlı tatlı yemenin, acı acı geğirmesi olur. " " Söz gümüşse, sükût altındır. " " Ağaca balta vurmuşlar, sapı bedenimden demiş. " " Her ne kadar konuşursan konuş, konuştuğun karşındakinin anladığı kadardır." " En yüksek uçan martı, en uzağı görendir. " " Uçmak, bir yerlerden bir yerlere ulaşmak için kanat çırpmaktan ibaret olamaz. Bunu bir sivrisinek bile yapabilir. " " Düşüncelerinize vurulan zincirleri kırın. Göreceksiniz ki, Bedeniniz de zincirlerini koparıp atacaktır." " İşin sırrı, sınırları sırasıyla ve sabırla aşmaya çalışmakta. " " Kaçmak korkuya çare değil. Devekuşu misali. Ölüm çok yakın bizlere. Üstüne gitmeli gerçeklerin. Belki şu mezardaki insan, bizim bastığımız toprağa basmıştı bir zamanlar. Gülüp eğleniyordu. Ağlayıp hüzünleniyordu. Belki aşıktı. Belki mutluydu. Belki de kahkahaları göklere yükseliyordu. Ama şimdi ne kaldı? Şu anda toprak altında. Belki de çoktan yok olmuş. Hangi güzel göz ki yere akmadı. Hangi güzel yüz ki toprak olmadı. " " Bir zamanlar bir cam ustası, işlenmemiş cam parçasını ateşin tam ortasına bıraktı. Cam alevlerin dansına katılıp, çok geçmeden kordan bir ırmak oldu. O zaman usta, onu alevlerin arasından çekip aldı. Ve hiçbir yerde yazılı olmayan, ama bir destan gibi kuşaktan kuşağa aktarılıp, kötülüklere bir zırh olsun diye, minicik maviliğe sığdırdığı onca iyi dileğin büyüklüğüyle bir mavi boncuğa dönüştürdü. İnanıyoruz ki, incelikle yaklaşılan herşey, bir pirinç tanesi bile, büyük sevgiler taşıyan köprüler kurabilir. Engelleri az, köprüleri bol bir dünya temennisiyle. " " Bir mum, diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından hiçbir şey kaybetmez. " " Uzaklarda gördüğün bir gülü elde etmek için, Kır çiçeklerini ayaklarının altında ezme! " " Bilgi sahibi olmadan, fikir üreten bir toplum olmamalıyız. " " Sevgiyi yaşamak, hayata en iyi meydan okumaktır. " " Allah'ın gülü dikenli yarattığına şaşacağımıza, dikenlerin arasında gül yarattınğına şaşalım. " " Güzel bir gülüş, karanlık bir odaya giren güneş gibidir. " " Taklitler daima asıllarını yüceltir, taklit edeni değil. " " Çoğumuzun içinde küçük, küçücük bir kulübesi vardır. Ve zaman zaman oraya sığınırız bizler. " " Yıllara değil, gidilen yola bak. " " Tüküreceğin yüze bakma, bakacağın yüze tükürme. " " Müzik değişince dans değişir. " " Büyük sorular sorarsan, büyük cevaplara da hazır olacaksın. " " Göze batan çivi çekici yer. " " Çay koy, yeniden başlıyoruz. " " Ettiğin Her Dua Derdine Deva, Sağlığına Şifa, Gözüne Nur, Gönlüne Huzur, Heybene bereket Ailene Ve Sevdiklerine Mutluluk Getirsin. " " Herkes aya benzer. Çünkü herkesin kimseye göstermediği bir karanlık yüzü vardır." " Yaşamdan yakınmamızın nedeni, karşılaştığımız zorlukların büyüklüğü değil, gücümüzün azlığıdır. " " Uçurtmalar rüzgar gücüyle değil, o güce karşı uçtukları için yükselirler. " " Bir öyküyü iki kez anlatmayı isteyebiliriz ama birden fazla dinlemeye istekli olmayız. " " Dağları yüksek gösteren ovalardır. " " Olabilir olan bir şeyi yapabildiğinize kendinizi inandırırsanız ne kadar güç olursa olsun onu başarırsınız. Fakat dünyada en basit işi yapamayacağınızı sanırsanız onu yapmanıza imkan kalmaz ve küçük tepecikler bile karşınıza aşılmaz dağlar gibi dikilir. " "Fazla samimiyet, tez ayrılık getirir." " Ne demişti Mahmut Hoca Okul dört tarafı kapalı, üstünde damı olan yer değildir. Okul her yerdir. Önemli olan öğrenmek, öğretmek beraber olmak ve bir gaye için savaşmaktır. - Evet doğru. Hocamız öyle demişti. -Varmısınız kendi okulumuzu kendimiz kuralım. -Nerede ? nasıl? -Neresi olursa olsun… ne fark eder? Dağ, taş , orman. Önemli olan beraber olabilmek. Okuyabilmek. Bunun savaşını vermek. Bu savaşa Varmısınız.. -Varız…" " Asla unutmayın! Dünya, Hangi fırtınalar ve deniz canavarlarıyla karşılaştığınızla değil, gemiyi limana sağ salim ulaştırıp ulaştırmadığınızla ilgilenir. " " ÇOBAN YILDIZININ YOLCULUĞU “ Çünkü gökyüzü tüm bedeniyle cömerttir gerçekten görmek isteyene” Milyonlarca aynı, ama bir tane farklı yıldız var Samanyolunda. Hepsinin başlangıçları Samanyolundaki yerlerini belirliyor. “Ayrıcalık” tek kelimeyle gökyüzünden gözlere çekilen bu ışıklı ziyafeti daha da bir doyumsuz kılıyor. Milyonlarcası Samanyolunda yansıyan ışıkla parlarken,sadece bir tanesi bu yansımadan sıyrılıyor, kendi ışığını yansıtıyor. Gökyüzü, tüm bedeniyle bu ışıklı senfoniye eşlik ediyor... Gökyüzü, yeni yıldızların melodisini çalmaya hazırlanıyor. Mükemmel bir başlangıç için gökyüzüne doğru yol alıyoruz. Biletleriniz “GÖKYÜZÜNDE VAROLMAK” sırasından mı olsun? Yoksa; “GÖKYÜZÜNDE PARLAMAK” sırasından mı? TERCİH SİZİN! " " Dostlarınla öyle yaşa ki, düşman olduğunda hakkında söylenecek bir şey kalmasın. Düşmanlarınla öyle yaşa ki, onlarla dost olduğunda yüzün kızarmasın. " BİR AFRİKA ATASÖZÜ " Sabah bir ceylan uyanır Afrika’da. Kafasında tek bir düşünce vardır. En hızlı koşan aslandan daha hızlı koşabilmek, yoksa aslana yem olacaktır. Her sabah bir aslan uyanır Afrika’da. Kafasında tek bir düşünce vardır. En yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşabilmek, yoksa açlıktan ölecektir. İster aslan olun, ister ceylan olun hiç önemi yok. Yeter ki güneş doğduğunda koşuyor olmanız gerektiğini, hem de bir önceki günden daha hızlı koşuyor olmanız gerektiğini bilin. Yaşam adlı koşuyu ne kadar güzel anlatmış Afrika atasözü... Bir önceki günden daha hızlı koşmak gerekmektedir. Çünkü eğer aslansanız ve en yavaş koşan ceylanı bir önceki gün yakalamışsanız ve bugün bir ceylan yakalamak niyetindeyseniz, artık bilmelisiniz ki en yavaş ceylan sizden daha hızlıdır. O halde düne göre hızınızı arttırmanız gerekmektedir. Yok, eğer ceylansanız ve henüz aslana yem olmamışsanız, hızınızı düne göre mutlaka arttırmalısınız. Çünkü sıra size gelmiş olabilir. Yani… Hayat koşusunda, devam edebilmenin tek koşulu var… Dünden daha hızlı olabilmek… Bakın bakalım şimdi kendi kendinize… Ondan, şundan, bundan değil “dünden” hızlı mısınız? " " Akıllı insanlar yeni fikirleri tartışırlar. Normal insanlar sonuçları tartışırlar. Küçük insanlarsa başka insanları tartışırlar. " " Kaybettiğinizde, aldığınız dersi de kaybetmeyin. " " ESKİ BİR TAPINAK YAZITI Gürültü, patırtının ortasında sükûnetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma, içten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünyada herkesin anlatacak bir öyküsü vardır. Yanlız planların değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle sev ki, başarıların, bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın. Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir. Aşk'a burun kıvırma sakın; o, çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma. Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakabileceğin en iyi miras dürüstlüktür. Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgârın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgâra göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir. Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkânsızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol. Hatırlar mısın doğduğun zamanları Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Eninde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekânıdır. " " Bir kuş uçmak istiyor, Kalmış geride kopmuş sürüsünden, Sevgiliye kavuşma azminde… Bak! Nasıl da ıslak, çekingen Diğer yarısına kavuşmak için kanat çırpıyor. “Aşka uçamadıktan sonra kanatlar neye yarar?” der Mevlana “Aşka vardıktan sonra kanadı kim arar?” der Yunus “Aşka uçma, kanatların yanar” der Şirazlı Sadi Korkma Süleyman! Sür elini ateşe Kül ol ki, yan ki, kavrul ki, ölmeden ölesin Öğrenmelisin! Hiçbir şey seni yakamasın, kavuramasın Hiçbir şey o masum kahraman evlatlarımıza dokunamasın Ölmeden ölmeyi bilmek her daim diri olmaktır Süleyman Her daim kıbleyi vicdanından yana tutmaktır Süleyman Dön Süleyman, dön Suda donmadan Ateşte yanmadan Fırtınada kaybolmadan Götür evlatlarını evine Dönmek kabiliyet değil, olgunluktur Süleyman " KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN " Boş teneke, çok ses çıkarır. " " Düşüncelerine dikkat et, çünkü duygularına dönüşür. Duygularına dikkat et, çünkü davranışlarına dönüşür. Davranışlarına dikkat et, çünkü alışkanlıklarına dönüşür. Alışkanlıklarına dikkat et, çünkü karakterine dönüşür. Karakterine dikkat et, çünkü kaderine dönüşür. " " Mazeret üreten aziz olmaya, İş üreten, aziz olmaya namzettir. İş üretmekten, mazeret üretmeye fırsat bulamayanların, İmkanlar ayağına gelir. Ne demiş Ziya paşa; - Ayinesi iştir kişinin. Lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde..." " Vaktiyle biri mi söylemişti yoksa bir yerlerde mi okumuştum. Hatırlayamadım şimdi. Şiirdi belki de. Parayla her şeye sahip olunacağı söylenir ama olunamaz diyordu. Yiyecek satın alabilirsin ama iştah alamazsın. İlaç alırsın ama sağlık alamazsın. Bilgi alırsın ama bilgelik alamazsın. Gösteriş alırsın ama güzellik alamazsın. Eğlence alırsın ama neşe alamazsın. Tanıdık alırsın ama dost alamazsın. Hizmetçi alırsın ama sadakat alamzsın. Boş vakit alırsın ama huzur alamazsın. Parayla her şeyin kabuğunu alır hiçbir şeyin çekirdeğini alamazsın. " " Bir bilgeye sormuşlar. Efendim! Mutluluğun sırrı nedir diye O da demiş ki; - Cahille tartışmayacaksın. Ama efendim bu kadar olmaz ki mutluluğun sırrı demiş soruyu soran. Bilge; - Haklısın evladım demiş. " " Yavru deve annesine sormuş Anne demiş, bizim niye hörgücümüz var? Oğlum demiş. Biz çölde çok uzun süre susuzluğa dayanırız. Anne demiş, bizim niye boynumuz bu kadar uzun? Biz demiş çölde uzaktan gelen tehlikeleri çok iyi görürüz. Anne demiş, bizim toynaklar niye bu kadar geniş? Oğlum demiş, biz çölde çok iyi gezeriz. Sonra demiş annesine; peki biz Atatürk orman çiftliğinde ne yapıyoruz? Ülkeye bir bakın. Ülke Atatürk orman çiftliğinde yaşayan develerle dolu. Adam belki başka bir yerde harikalar yaratacak. Ama sistem almış adamı bir yere koymuş. Adam mutsuz. Ve mutsuzluğunu herkese yansıtıyor." " Kazandıkça bölüşemiyorsan elini sorgula. Konuştukça kırıcı oluyorsan dilini sorgula. Yürüdükçe menzilden çıkıyorsan yolunu sorgula. Ömür geçtikçe yerinde sayıyorsan gününü sorgula. Sevildikçe vefasızlaşıyorsan gönlünü sorgula. Hangi halde olursan ol sonunu sorgula… " " Bazen diyorumki, Ne olacak söyle gitsin. Sonra diyorum ki; Söyleyince ne olacak. Sus bitsin... " " Ateş, saatlerce yanar suyu ısıtır da, Su bir saniyede ateşi söndürür. Vefasızlık başka türlü tarif edilemez..." " Olgun ve akıllı kişilerde, zerre kadar kibir bulunmaz. Meyvesi çok olan ağacın dalı, başını yere eğer. Sadi Şirazi " " Yürüyelim be USTA... Nasıl olsa, taşı olan taş, başı olan baş koyar yolumuza elbet... " " Çok fazla anlam yüklemeyin dünyaya. Yarısı şükür, yarısı sabır. Yarısı teselli, yarısı kahır. Kimseyi de bilmeden, acımasızca yargılamayın. Herkesin derdi, kendine ağır... " " Bir avcı varmış. Dağda yürüyor. Bir bakmış. Ağacın dibinde kuş var. Böyle küçücük. Daha yeni böyle. Tüyleri yok. Hava da buz. Kışın. Titriyor hayvan. Almış bunu. Az ilerde hayvan pisliği varmış. Oraya, cort diye sokmuş bunu. Tabi hayvan böyle sıcağı görünce, sabaha kadar donmaktan kurtulmuş. Sabah, bir kurt oradan geçerken, Bir bakmış. Pisliğin içinde bir tane kuş yavrusu. Tutmuş bunu, böyle pislikten çıkarmış. Lönk diye yutmuş sonra. Hayat gibi işte yani. Böyle seni her pisliğe sokanı düşmanın, Her pislikten çıkaranı da dostun zannetme... " " Şimdi, yokluk içinde mükrim olabilmek, kolay bir şey değil. Bir şey varsa elinizde hani paylaşırsınız ama, olmayınca neyi paylaşırsınız. İşte ne kadar varsa... Bir lokmaysa onu paylaşırsınız. Bir elmaysa onu paylaşırsınız. Ama, ondan daha önemlisi, onun yanına azık olarak, katık olarak koyduğunuz başka değerler vardır. Bir ev sahipliğidir, bir sevgidir, bir anlayıştır, bir muhabbettir, onlarla birlikte bir elma, on elma olur. Bir lokma on lokma olur. Yani bir çorba bir kebaba dönüşür. Onu yaşayabiliyorsanız, maddi olan sınırlı olan da bereketlenir. Çoğalır. Artar... " " Ata kızarak, eşeği yol arkadaşı seçenin gideceği yer ahırdır... " " Yere düştüğünde değil, Ayağa kalkmadığında kaybedersin... " " Sabah uyandığında iki seçeneğin var. Ya uyumaya devam edip hayal görürsün. Ya da uyanıp o hayalin peşinden gidersin. Seçim senin... " " Zamandan tasarruf edemezsin. Ya sarf edeceksin. Ya da İsraf. " " Anası ölen çocuğa isim bulmuşlar. ÖKSÜZ demişler. Babası ölen çocuğa bir isim bulmuşlar. YETİM demişler. Lakin; evladını ölen bir babaya bir isim bulamamışlar. " " Bir adamın yürümezse bindiği at, Sözüne gitmezse kazandığı evlat, Denginde değilse, aldığı avrat, Ondan sonra yeri yurdu sat. Kendini de götür denize at... " " Mal sahibi, Mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi, Mal da yalan, Mülkte yalan. Var git sen de biraz oyalan... Oyalan da boş olmasın değil mi? " " Yaşadıklarım benim sınavım olabilir! Bana, o anlarda nasıl davrandığınız da sizin sınavınızdı! " " Dert devaya davettir diye bir sözü var Mevlana'nın, Karadut lekesi, karadut yaprağıyla çıkar. Donmuş bir insanı buzla çözebilirsin. Eline yapışan hamuru, unla çözersin. Dolayısıyla, dert nerden geliyorsa, deva da onun içinde. Onunla yüzleşebilirsen, Yani sana acı veren şeyin, senin sınavın olduğunu görürsen, Ve onun da devasının da onunla birlikte geldiğini görürsen, Hayatta en büyük korkun, Ve en büyük kaygın, en büyük gücüne, en büyük özgürlüğüne dönüşüyor. Yeter ki; gözünün içine samimiyetle bak... " " Sağıra sözünü, köre yüzünü süsleme. Eşeğe altın semer vurup, kendisini yarış atı zannettirme. Cahile akıl verip, günü geldiğinde kendine aptal dedirtme. Kimseye hak ettiğinden fazla verip, sonunda kendini değersiz hissetme. Vefasıza, vefa gösterip, sonradan yazıklar olsun deme. Fedakardır iyiler. Ama sonunda onlar üzülürler. En iyisi sen üzülmeden, cahili alim etme. Mutlu olmak istiyorsan, haddini bildir hadsize. Daha da mutlu olmak istiyorsan, otur üstüne bir de baklava ye... " " Çölde yürürken aniden idrarını boşalttı Katır. Ve yerde biriken idrarın üstüne bir saman çöpü düştü. Onun da üzerine bir kara sinek kondu. Etrafına söyle bir baktı, kimseler yok. Denizler hakimi, Kaptan-ı Deryayım dedi sinek. İşte kibirlinin hali budur. " " Ömrümüzün çok kısa bir özeti. Okulu bitir. Işıltılı hayaller kur. Çalış, kazan, biriktir, yaşlan. Ve birikiminin birçoğunu yiyemeden öl. Vallahi yazık bize. Ne diyordu Neyzen Tevfik? Öleceğiz bir gün, gömecekler. Birkaç gün övecekler. Sonra kalan malını bölecekler. Hatta memnun kalmayıp, üstüne bir de sövecekler... " " Bu dünyanın sefasını süren; Biri delilermiş. Biri de velilermiş. Deli altın görmediği için, onun telaşesi yokmuş. Veli; yani Allah'a hakiki anlamda imanı olan da, kainatı idare edene inandığı için, telaşesi yokmuş. Orta akıllılar; aman nasıl olacak? Efendim kıtlık mı olacak? Savaş mı çıkacak? telaşı ile perişan bir hayat sürerler. " " Ölüm kimseye yakışmaz. Lakin bazıları vardık ki; kendilerine ölümü yakıştırırlar. Öyle güzel ölürler ki... Memleket için. Bayrak için. Susmayacak ezanlar için ölürler... " " Eğer ertelediğin şey, mutluluğun ise; Unutma ki; Kaybedeceğin şey, koca bir hayat olur. " " Sinirliyken cevap verme! Mutluyken söz verme! Üzgünken karar verme! " " On yaşında, gül gibi kokarsın. Yirmi yaşında, bal olur yenilirsin. Otuz yaşında, yük biner omuzlarına. Kırk yaşında, sızı iner dizlerine. Elli yaşında, kimse bakmaz yüzüne. Altmış olunca, atarlar çuvala. Yaş yetmiş olunca, takarlar resmini duvara. İnsanlığın özete bu olsa gerek... " " Kurt ile eşek tartışıyormuş. Kurt, çimen yeşildir demiş. Eşek, çimen sarıdır demiş. Tartışma uzamış. Konu Aslan krala gitmiş. Aslan, eşeğe özgürlük vermiş. Kurt, bir ay hapis cezası almış. Kurt - Kralım demiş. Sende mi, çimeni sarı görüyorsun. Kral - Yok demiş. Çimen yeşildir. Ama sana bu cezayı, eşekle tartıştığın için veriyorum. " " Allah, kuluna iki tane göz verir. Görsün diye. İki tane kulak verir. Duysun diye. İki tane el verir. Tutsun diye. Bir tane kalp verir. Eşini çok sevsin diye... " " Öyle bir zamandayız ki; Yiğit belli değil, Mert belli değil. Herkes, yarasına merhem arıyor. Dert belli değil, Derman belli değil. Yüreğinde kor ateş olup ta, sevdiklerine zemzem olanlara selam olsun. " " Ne demiş Hazreti Mevlana. Dost ise düşünme, Ver ömrünü gitsin. Dost değilse bekletme, yol ver gitsin. " " Yarım asır bir firavunla aynı yastığa baş koyan Asiye'nin cennete gittiği, Dokuzyüz elli sene, bir peygamberle aynı yastığa baş koyan Nuh eşinin cehenneme gittiği, Hiç kimsenin garantisinin olmadığı, imtihan dünyasında yaşıyor. Yarabbi. İmtihanımızı kolaylaştır. " " Sevildiğin yere sık gidip gelme. Bal olsan, tadına doyarlar oğul. Güvenip kimseye sırrını verme. Tutamaz dilini. Yayarlar oğul. " " Fare delikten bakar. Evin hanımı bir fare kapanı kuruyor. Koşarak, tavuğa, keçiye, ineğe gider. Ortak cevap verir hepsi. Kusura bakma. Bu bizi ilgilendirmiyor. Senin problemin derler. Gece olur. Gece karanlığında bir ses duyar evin hanımı. Gelir kapanın yanına. Kapana bir yılanın kuyruğu sıkışmıştır. Evin hanımını yılan sokar. Zehir yayılmadan doktora giderler. Doktor, sıcak tavuk suyu çorbası yapın dediğinde, ilk iş tavuk kesilir çorba için. Ziyaretçi sayısı arttıkça, keçi kesilir, ikram edilir. Bir süre sonra, evin hanımı ölür. Cenazede ikram için, evin ineği kesilir. Bugün, bizi ilgilendirmiyor dediğimiz problemler, gün gelir bize zarar verir. " " Matematiğin babası Harezmi'ye sormuşlar. - İnsan nedir? Demiş ki; Ahlaklıysa 1 eder. Yakışıklıysa bir 0 ekleyin yanına. 10 eder. Varlıklıysa bir 0 daha ekleyin. 100 eder. Soylu ise bir 0 daha ekleyin, 1000 eder. Fakat ahlak olan 1 giderse, insanın değeri gider. Geriye anlamı olmayan üç tane 0 kalır. " " Karınca, yere dökülen baldan az alır, tadı hoştur. Geri döner. Bal yığınının içine girer. İçine girince ayakları batar. Çırpınarak ölür. Hikmet ehli der ki; Dünya bal gibidir. Kim yetecek kadar alırsa, kurtulur. Kim de içine girerse, sonu karınca gibi olur. " " Ne demiş Atalarımız? Tatlı söz, yılanı deliğinden çıkarır. Bir söz ki; insanı bir ömür bahtiyar eder. Bir söz ki; insanı bir günde ihtiyar eder. Ağzımızdan çıkacak sözlere dikkat... " " Musa'dan yana olmak yetmez. Firavunun karşısına da çıkmak gerek. " " Parayı koyacağın yer ceptir. Kalp değil yani. Servet elde etmeye heves ettik. Ve bu arada dedik ki; servetimiz olursa rahat olur. Eee rahat olursak ne olur? İbadetimiz, iyiliğimiz çok olur zannediyorduk. İş bildiğiniz gibi değil. Servetiyle insanın gafleti artar. Rahatı artınca da hastalığı artar. Başa bela olur. Servet gaye olmamalı. Mal, ömrün rahatı içindir. Ömür, mal biriktirmek için değildir. " " Hayatımın bir parçası olmak istiyorsan, Kapı açık. Hayatımdan çıkmak istiyorsan, Kapı açık. Ama sakın, kapının önünde durma. Yolu kapatma. " " Erkekler trenlere benzerler. Yirmi yaşındaki erkek, Banliyö treni gibidir. Her istasyonda durur. Otuz yaşındaki erkek, Posta treni gibidir. Bazı istasyonlarda durur. Kırk yaşındaki erkek, Ekspres treni gibidir. Çok büyük garlarda durur. Elli yaşındaki erkek, Manevra yapan lokomotif gibidir. Boşuna gider gelir. Yetmiş yaşındaki erkek, kaza geçirmiş tren gibidir. Depoya çekilir. Kadınlar kıtalara benzerler. Yirmi yaşındaki kadın, Afrika gibidir. Bir çok yeri keşfedilmemiştir. Otuz yaşındaki kadın, Hindistan gibidir. Sıcak, bereketli ve esrarengiz. Kırk yaşındaki kadın, Amerika gibidir. Teknik bakımından mükemmel. Elli yaşındaki kadın, harp sonrası Avrupa gibidir. Birçok yerleri tahrip edilmiştir. Yetmiş yaşındaki kadın, Sibirya gibidir. Herkes bilir. Ama kimse gitmek istemez. " " Yağmuru seviyorum diyorsun. Şemsiyeni açıyorsun. Güneşi seviyorum diyorsun. Gölgeye kaçıyorsun. Rüzgarı seviyorum diyorsun. Pencereni kapatıyorsun. Beni de sevdiğini söylüyorsun. İşte ben bundan korkuyorum. " " TEK HECE AŞK Var mı beni içinizde tanıyan? Yaşanmadan çözülmeyen sır benim. Kalmasa da şöhretimi duymayan, Kimliğimi tarif etmek zor benim... Bülbül benim lisanımla ötüştü. Bir gül için can evinden tutuştu. Yüreğine Toroslar'dan çığ düştü. Yangınımı söndürmedi kar benim... Niceler sultandı, kraldı, şahtı. Benimle değişti talihi bahtı, Yerle bir eylerim taç ile tahtı, Akıl almaz hünerlerim var benim... Kamil iken cahil ettim alimi, Vahşi iken yahşi ettim zalimi, Yavuz iken zebun ettim Selim\'i, Her oyunu bozan gizli zor benim... Yeryüzünde ben ürettim veremi. Lokman Hekim bulamadı çaremi. Aslı için kül eyledim Kerem'i. İbrahim'in atıldığı kor benim... Sebep bazı Leyla, bazı Şirin'di. Hat\'rım için yüce dağlar delindi. Bilek gücüm Ferhat ile bilindi. Kuvvet benim, kudret benim, fer benim... İlahimle Mevlana\'yı döndürdüm. Yunus\'umla öfkeleri dindirdim. Günahımla çok ocaklar söndürdüm. Mevla\'danım, hayır benim, şer benim... Benim için yaratıldı Muhammet! Benim için yağdırıldı o rahmet! Evliyanın sözündeki muhabbet, Enbiyanın yüzündeki nur benim... Kimsesizim hısmım da yok, hasmım da Görünmezim cismim de yok, resmim de Dil üzmezim, tek hece var ismimde Barınağım gönül denen yer benim... CEMAL SAFİ " " Eğer karşınızdaki insan, Sürekli sen demek yerine ben diyorsa, Bir noktada şu soruyu sormalıyız. Gitmeli miyim? Kalmalı mıyım? Çünkü bazen, güçlü olmak demek vazgeçebilmektir. Çünkü her tercih bir vazgeçiştir. Yani, Kusur bulanların yanında huzur bulamazsınız... " " Üşümesin diye üstünü örttüğünüz birinin cenazesine katılmadan, Dünyayı anlayamazsın... " " Bazen ne yaparsan yap, her şey olacağına varıyor. Çok da zorlamamalıyız hayatı. Elimizden geleni yaptıktan sonra, Akışına bırakabilmeyi öğrenmeliyiz. Ne demiş Mevlana, Kısmet etmişse Mevla, El getirir, Yel getirir, Sel getirir. Kısmet etmemişse Mevla, El götürür, Yel götürür, Sel götürür. " " Herkesi memnun edemezsin bu hayatta. Ne demiş Sadi Şirazi. Bin doğru yapsan da, bir yanlışını konuşur insanlar. Yani sen, bir insanı kırk yıl sırtında taşıdıktan sonra, biraz indirsende senden kötüsü olmaz. Bırak Hasan, Osman, Sinan seni yanlış bilsin. Allah doğru bilsin yeter. " " Babam, keşke şimdi hayatta olsaydı. Beni azarlasaydı. Zamanın değerini iyi anlamalı insan. Zaman geliyor. İnsan babasının azarını özlüyor. " " Yanlışı gördüğünüz yerde elinizle. Elinizle yapamıyorsanız dilinizle. Ona da gücünüz yetmiyorsa, kalbinizle buğz edin. Ki bu da imanın en zayıf derecesidir. " " En lezzetli yemekleri ye. En rahat ve geniş evde uyu. En zengin biçimde yaşa. Dedi Lokman Hekim oğluna. Oğlu da dedi ki; - Ben nereden bulayım en lezzetli yemekleri? Çok acıkıpta yersen her yediğin en lezzetli olur dedi Lokman Hekim. - O kadar rahat yatağı nereden bulayım dedi oğlu babasına Hak edip, yorulur yatarsan çok güzel olur uyku. Yatak'ta çok rahat olur dedi. - O kadar zenginliği nereden temin edeyim deyince Kimsenin malında gözün olmazsa, dünyanın en zengini sensin dedi Lokman Hekim. Asıl zenginlik işte budur. " " Sabaha çıkacağımızı bilmediğimiz halde, çalar saati kurup uyumaktır UMUT.. " " Şu sahte dünyada gözün kalmasın. Dışın alsa bile için almasın. Makamın, şöhretin varsın olmasın. Hedefe yürüyen adam ol yeter. " " İt paçamızı ısırır diye, biz de iti mi ısıralım. O itin yolu. Ya bizim yolumuz ne o vakit. Bizim yolumuz dervişlik yolu. Bu yolda dövülmek te var. Sövülmek te. " " Gelen belaya bakıp da sızlanmasın. Gönderene bakıp sevinsin. Allah sana bir dert gönderiyorsa, muhakkak karlı çıkan sen olursun. Allah kuluna zulmetmez. Bela gönderilmeyen kul gözden düşmüş demektir. Allah korusun. " " Dün gelip geçti. Yarının var mı? Güvenme gençliğine. Ölenler hep ihtiyar mı? Çekme dünyanın nazını. Kıl beş vakit namazını. Yarın kılarım diyenin, bugün kıldık namazını.. " " Demişler ki; filanca seni gıybet ediyor. Kendi defteridir. İstediğini yazar demiş. Bir başkasına demişler senin gıybetini ediyor diye. Tatlı göndermiş bir tabak. Duydum ki sevaplarınızı bize hediye etmişsiniz Bu hediye onu karşılamasa da lütfen kabul buyurun. Teşekkür ederim demiş. Biri demiş ki, illa gıybet edecek olsam anamı, babamı gıybet ederim. Sevaplarım bari onlara gitsin derim. " " Ayağını sıcak tut. Başını serin. Yaşamak istiyorsan düşünme derin. " " Herkesin bir derdi vardır. Kimi anlatır, dilini yorar Kimi susar, yüreğini yakar. " " Bir insanın ömrü ne kadardır diye sual edilir bazen. Bir insanın ömrü Tabi Allah bilir. Ama bir şair, kendi penceresinden diyor ki; Bir müslüman doğduğunda kulağına ezan okunur. Namazı kılınmaz. Öldüğünde namazı kılınır. Ezanı okunmaz. Çünkü doğduğunda okunan ezan, öldüğünde kılınan namazı içindir. Bir insanın ömrü de, bir ezan, bir namaz arası kadardır. " " Yalakalara tahammül eden insanlar, doğru söyleyen, düzgün insanlara niye tahammül edemiyorlar? O yalakaların, yalaka olduğunu bile bile, her gün oturup kalkıyorlar. Yahu, yalakaya tahammül ediyorsun. E, işini iyi bilen, işini doğru yapmaya çalışan dürüst adamın eleştirisine niye tahammül edemiyorsun? O senin kötülüğünü düşünse, senin yüzüne eleştirir mi? Hep söylerim; Dost yüzüne karşı yerer, arkadan över. Düşman, yüzüne karşı över, arkadan yerer. " " Mevla vermeyince vermez. Peki, vermedi diye istekten vazgeçilir mi? Zinhar! Neden? Verirler ben acizim, sen büyüksün dedikçe. Verenin şanı büyük. Sen iste istedikçe. Allah bir kuluna bir şeyi vermeyi istemeseydi, O kuluna, o şeyi istemeyi vermezdi. Allah size bir şeyi istetiyorsa, onu vermek istediği için istetiyordur. " " Ev alabilirsin. Ama yuva alamazsın. Parayla saat alabilirsin. Ama zamanı alamazsın. Parayla yatak alabilirsin. Ama uyku alamazsın. Parayla yiyecek alabilirsin. Ama iştah alamazsın. Parayla doktor bulabilirsin. Ama iyi bir sağlık alamazsın. Parayla sigortaya sahip olabilirsin. Ama güvenliğe değil. Ve bu hepimizin ortak problemi. Satın alamayacağımız şeyler var. Parayla her şeyi satın alamazsın. " “Aklımı, fikrimi, halimi, zikrimi, Huyumu, suyumu, tadımı, tuzumu, Dostluğumu, paramı, adımı, unvanımı, İnançlarımı, sabrımı, kalbimi, iyi niyetimi, Hakkımı, hukukumu, insanlığın onurunu, Sağımı, solumu, ortadaki duruşumu, Bakışımı, sevişimi, gülüşümü, ağlamamı, Yediler, içtiler bitiremediler. Çaldılar, çırptılar doymadılar. Boşa koymadılar, doluyu almadılar. Her şeyimi aldılar, gönlümü almadılar. Kalemi içten yıktılar, altımda kaldılar. Kalbime bomba attılar, kendileri patladılar. Öyle çoktum ki bulamadılar… Sahibim Allah, ruhum özgür ve tutsak. Şimdi aşkı bekliyorum elimde beyaz bayrak, Teslim olmaya…” Yıldız TİLBE " Hatalarını söylemediğimiz için, kendilerini kusursuz sananlar var. Bazı insanlar, susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni, çantada keklik sanırlar. Oysa ki, biz istediğimiz kadar hayatımızdalar. Göz yumduğumuz kadar dürüstler. Ve sustuğumuz kadar insanlar. " " Dedim dayıoğlu; Bize senin için yandı dediler. Senin her yerin alçı. Bu hal nedir? Dedi ki, yanmaya yandım da dayıoğlu; İmdadıma yetişenler, kürekle söndürdüler. O yüzden her yerim kırıldı. Bu saatten sonra herkes bilsin ki, ben elimde kürekle gezerim arkadaş. " " Ne güzel söylemiş Yunus Emre, Çiçeklerle hoş geçin, balı incitme gönül. Bir küçük meyve için, dalı incitme gönül. Mevla verince azma, geri alınca da kızma. Tüten ocağı bozma, külü incitme gönül. Dokunur gayretine, karışma hikmetine, Sahibi hürmetine, kulu incitme gönül. Sevmekten geri kalma, yapan ol, yıkan olma. Sevene diken olma, gülü incitme gönül. " " Ne yapsaydım. Kavga mı çıkarsaydım. Ya benimsin. Ya da toprağın mı deseydim. Ne yani. Delikanlı adam, evlenirken değil, ayrılırken belli olur. Bana deseler ki eğer, yollarımızı ayırıyoruz. Alır ceketimi giderim. Delikanlı adamdan ayrılmak kolaydır. Çünkü delikanlı adam, istenmediği yerde durmaz. Ne evde, ne işte, ne de kahvede. Ben istenmediğim kahveye bile gitmem. Güven o bunu yapmaz demek değildir. Güven, o bunu yaptıysa, bir bildiği vardır demektir. " " Bizde kadına, hatun denir. Bayan değil. Gönül verilir. Akıl değil. Bizde kadın mahrem görülür. Heves değil. Mabettir. Köle değil. Bizde kadın suya benzetilir. Alkole değil. Zemzemdir. Şarap değil. Bizde hatuna kadınım denir. Sevgilim değil. " " Çok hızlı yaşarsın. Yavaş git derler. Yavaş yaşarsın. Ölü gibisin derler. Gülersin. Ne bu deli gibi gülüyor derler. Ağlarsın. Bunalım derler. Susar dinlersin. Dilini mi yuttun derler. Konuşursun. Sus bi artık derler. Çalışırsın amele derler. Yatarsın beleşçi derler. Derler de derler. İnsanı candan ederler. Sonra bir bakarsın ki, geriye gelmiyor artık geçen günler. Demem o ki; ona buna kulak vermeye bir son ver. Yoksa onun bunun lafına baktı, böyle oldu derler. " " Elindeki kemiği yere atmadan, kimin adam, kimin it olduğunu anlayamazsın. " " Köprünün üstüne ev yapılmaz. İstersen dene. Yıkarlar. Yahu manzara güzel, yedik mi? Ne olacak dersen. Güzel bir cevap alırsın. Buranın geçmesi güzel hemşerim. Kalması değil. Dünya geçmesi güzel olan bir yerdir. Eseri gördü ama, müessire hayran oldu ve geçti. Takılmadı yani. Takılırsa kaybeder. " " Cahil ile dost olma. İlim bilmez, İrfan bilmez, söz bilmez, üzülürsün. Saygısızla dost olma. Usul bilmez, Adap bilmez, sınır bilmez, üzülürsün. Aç gözlüyle dost olma. İkram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez, üzülürsün. " " Elini vermeye alıştır. Bir gün can vereceksin. Cömert olanın can vermesi de kolaydır. Tereyağından kıl çeker gibi. Verdiğin senindir. Aldığın değil. Beden almakla doyar. Ruh vermekle. " " Zirvede kartallar da bulunur. Yılanlar da. Ama biri sürünerek gider. Biri de süzülerek. Önemli olan nereye gittiğin değil, nasıl gittiğindir. " " İnsanlar konuşa konuşa anlaşır sözünden münhem, durumumuzu anlatmaya çalışsak bile, konuşa konuşa, kavga ederiz ekseriyetle. Hikaye bu ya, adamın biri tekgözlüler ülkesine gitmiş. Yerliler, iki gözlü adamı görünce, sende bir gariplik var diyerek adamın bir gözünü çıkarıp, kendilerine benzettikten sonra, şimdi tamam oldun demişler. İdeolojik körlerin, vicdanı sağırların, vizyonu kısırların, çoğunluğu teşkil ettiği yerlerde, Everest mertebesindeki söz bile çukur seviyesinde işlem görür. Tecrübeyle sabittir ki; Yanlış anlamak için tetikte bekleyene doğruyu anlatamazsın. " " Bizde şöyle bir tabir vardı. Ben sana dün geceki anımı anlatırken, ya ayıptır söylemesi, hanım da bir zeytinyağlı fasulye yapmış... "Ayıptır söylemesi" diye şahane, altın değerinde bir tabir vardı. Şimdi bugün pavurya yiyoruz diye bir fotoğraf paylaşıyoruz. Biz çok çabuk buraya geldik. Biz böyle bir ırk değiliz. Ayıptır. Ne güzel bir laf. Ayıptır söylemesi... " " Dostum diye bütün sırlarını verme yanındakine, bakarsın bir sebeple düşman olursunuz. Çok fazla yakınlaşma. Bakarsın bir gün muber düşersiniz. Çok acı söz söyleme düşmanım diye, bakarsın dost olursunuz. Bakılacak yüze, utanacak söz söyleme. Yarın belli olmaz. Acele etme. Sırrını da verme. Ağır bir yüktür. Taşıyamaz zavallı. Ağzından kaçırır. Günaha girer sonra bakarsın. Sultan ikinci Abdülhamit; merhum. İki kişinin bildiği sır değildir demiştir. Ne kadar haklı. Sır dediğin bir kişi tarafından bilinir. Sırdaşı Allah'tır. Bir kişiye fısıltıyla söyledim diye o sırrı sakladığını zannetme. Bazıları için sır saklamak, alçak sesle konuşmaktır. Sırrını söyleme dostuna. Dostunun dostu vardır. O da söyler dostuna. Sonra başkasından duyarsın. Ah herkes duymuş. Duydu tabi. Senden çıktı. " " Sırtından vurana kızma. Ona güvenip arkanı dönen sensin. Arkandan konuşana da darılma. Onu insan yerine koyan sensin. " " Herkes için kendinden vazgeçip herşeyini anlatırsan, Arkadaşın dinliyormuş gibi, Kardeşin anlıyormuş gibi, Dostun inanıyormuş gibi yapar. Başına bir şey gelince, o nasıl olsa başının çaresine bakar derler. Yanlız kalırsın kardeş... " " Ey gönül, Bir sürü dostunun yanında, elbette düşmanın da olacak. Lakin imtihan ya bu; Onca düşmanın varken, seni dostun vuracak. " " Evlat annenin eseridir. Baba problem olmasın yeter. Babalar, baba olacaklar, şunu unutmayın. Evladınıza yapacağınız en büyük iyilik, Ona güzel bir anne seçmek. Yani yuvanızı kurarken, kendine eş değil, çocuğuna anne seçiyorsun. Ona dikkat et. Evlilik hayatın boyunca da, çocuğuna yapabileceğin en büyük iyilik, anasına iyi davranmaktır. Sana düşen bu. Anasına iyi davran. Ana rahminde başlar terbiye. Hayat boyunca devam eder. Ana rahminde başlar kusturmaya anasını. Ömrü boyunca kusturur evlat. Bu kadar ağır bir yükü, bir gün tatil yapmadan yürüten insana, sen nasıl çalışmıyor dersin. Çalışmak ne o zaman. Zulüm. Allah göstermesin. Bu hesabı veremezsin. Cennet, annelerin ayağı altında. " " Taş yerinde ağırdır. Olduğun yerde büyürsün. Anı biriktirirsin. Yaşadığın her yer senin için bir anlam ifade eder. Küçükken top oynadığın yerden geçerken, gönlün bir cız eder. Ama yok. Bazılarının gözü hep, Edirne sınırında. Giden gitsin. Kalan sağlar bizimdir. " " Neden erkeğe koca, kadına da karı deriz bilir misiniz? Ayakkabının, terliğin, çorabın, herhangi bir eşyanın eşi olur. Ama insanın eşi olmaz. Belki bir ömür eşlik ediyor diye, sevgiliye eş deniyor olabilir. Oysa koca denmeli. Çünkü koca bilge demektir. Koca demek dağ demektir. Dağ ne kadar yüce olursa olsun, üstünde kar olmayan dağ eksik demektir. Dağların yücesine kar yağar diye, kadın da kar gibi pak ve masum bir şekilde örtmeli bir ömür boyu. Süsü olmalı o yüce dağın. Yani bir erkek, bir hanıma evlenme isteğini ilettiğinde Ben bir koca dağım, sen de karım ol diyerek BAŞ TACIM ol demek istiyor. Ne güzel değil mi? " " Hayatta en sevmediğim adamlar, dostlarını, arkadaşlarını satanlardır. Dostluk var ya dostluk, öyle ince bir şeydir ki dostluk. Kazanması yıllar sürer. Kaybetmesi saniyeler. Bir kere dostunu kaybettin mi, aynı sevgiyi katiyen bir daha bulamazsın. Ne demiş yüce Mevlana. Ben dostlarımı, ne kalbimle, ne aklımla severim. Olur ya; kalp durur, akıl unutur. Ben dostlarımı ruhumla severim ruhumla. Çünkü ruh ne durur, ne de unutur. " " Bıçak soksan gölgeme, sıcacık kanım damlar. Gir de bir bak ülkeme, başsız başsız adamlar. Ağlayın su yükselsin, belki kurtulur gemi. Anne, seccaden gelsin. Bize dua et emi... Bizde anne, duasına muhtaç olunan, duasına sığınılan bir limandır. Ona sığınırsınız. Onun varlığı, sizin için bir yaşama gücüdür. Bir kaynaktır. Ona bakmanız, onu düşünmeniz, onu bilmeniz yeter. Camdan bir dua eder. Önünüzdeki engeller dümdüz olur. Annenin hayır duası, babanın bedduası mühim. Dikkat etmek lazım. " " Kalp, kalpten uzaklaşınca, karşı taraf sizi duymuyor sanırsınız. Sesinizi yükseltirsiniz. Sesiniz yükseldikçe, kalpler birbirinden uzaklaşmaya başlar. Dolayısıyla, iki kalp birbirinden uzaklaştıkça uzaklaşır. Dolayısıyla bütün insicam bozulur. Peki, kalbin kalbe yakın olduğunu nasıl anlarsınız. Eğer fısıltı düzeyinde konuşuyorlarsa, o kalpler birbirine çok yakındır. Daha da yakın olanını merak edersen, Onlar hiç konuşmazlar. Sadece birbirlerine bakarlar. Yine anlaşırlar. " " Neden sığınılacak liman baba. Çünkü, dikkat ettim. Kendimi yalnız ve acılı hissettiğim anlarda, birden yokluğunu hissediyorum. Anne bir güneş gibidir. Ama, baba bırakıp döndüğün, ama yerinde bulamadığın bir dağ. Baba gittiğinde hayatın dengesi kayboluyor. " " Birini kaybettikten sonra, ona sarılma ihtiyacı hissettiğiniz bir an olur. Belki üç sene sonra. Belki ertesi gün. İşte ben tam öyle bir anda, sırtımı döndüm dünyaya. Herkes ordaydı. Bir sen yoktun. Herkesin çokluğu, senin yokluğun kadar etmiyordu. Çok özledim seni babam... " " Neden mi çok konuşmuyorum? Bir ara çok konuştum. Hiç faydasını görmedim. Bıraktım. " " İki şey, akıl noksanlığına işaret eder. Biri, konuşman gereken yerde susmak, Diğeri, susman gereken yerde konuşmak... " " Kurtarıcı rolüne girerek destek verdiğiniz kişi, güçlendiği zaman, bırakacağı ilk kişi siz olursunuz. Çünkü size baktıkça, eski zayıflığını hatırlayacaktır. Eskiler buna; "Körün gözü açıldığında, kırdığı ilk şey bastonudur." demiş. " " Bölüşürsek tok oluruz. Bölünürsek yok oluruz. " " Bir insanı, yalan söyleyerek kazanmaktansa, Doğruyu söyleyerek kaybetmeyi tercih ederim. Ve bir dünya gerçeği... Dürüstlük size fazla arkadaş kazandırmaz ama, Emin ol ki; İyi arkadaşlar kazandırır. " " Her şeyi zamana değil, Allah'a bırak! Neticede zamanı yoktan var eden, Allah'tır. Hayırlısını iste. Ondan iste... " " Belki hiçbir şey yolunda gitmedi ama, hiçbir şey de beni yolumdan etmedi... Che Guevara " " Şanslı olacaksın ama; o şansın seni bulabileceği ortamlarda bulunacaksın. Yoksa, sen akşama kadar kahvede otur. Şans nereden bulacak seni? " " Bir insan ahlaksız olduktan sonra, her şeyi bilse ne yazar. Bilmese ne yazar? " "Ne ibrettir, kızarmak bilmeyen çehren. Bırak kardeşim tahsili. Önce edep haya öğren." Mehmet Akif ERSOY " Sanma ki dert sadece sende var. Sendeki derdi nimet sayanlar da var. Hazreti Mevlana " " Öl söz verme. Öl sözünden dönme. Hacı Bektaşi Veli " " Allah'a kulluk kolay. Kula kulluk zor... Bilene. Allah kulluğunu yapmasan da nimetlerini vermeye devam ediyor. " " Birisine, bir şey anlattığında bak bu sırdır başkasına anlatma deme ihtiyacı hissediyorsan, o sırrı o adama anlatma. Büyüklerden birine demişler ki; filanca senin için şöyle şöyle şeyler dedi. O kendi defteridir. İstediğiyle doldurur. Beni ilgilendirmez demiş. Gelip sana bir başkasının meselesini anlatan, bir başkasına da senin meseleni anlatır. Dolayısıyla burada laf getirip götüren, zaten burada kendini bitiriyor. Sana bir başkasının açığını ifşa eden, bir başkasına da senin açığını ifşa eder. Ben birisine ifşada bulunuyorsam, o birisi bana bakıp diyecek ki, a bak bu adam makbul değil. İfşa ettiğimden önce beni silecek. Bunu unutma... " " Ya Rabbi... Mikail İsrafil Cebrail Azrail ın ve bütün meleklerinin kanatlarında yazan isimlerinin hürmetine, Bizleri affeyle Ya Rab... Bizlere mağfiret eyle Ya Rab... Bizlere hidayet kapılarını aç Ya Rabbi... Bütün günahlarımızı, hatalarımızı bağışla Allah'ım... " " Mesela, biri birini ifşa ediyor. Sen o birini dinlememen lazım. Bu da ayrı bir erdem. Kulaklarını tıkaman lazım. Veya mekanı terketmen lazım. Veyahut susturman lazım. Hangisini yapıyorsan. Ama duymaman lazım. Duymak kalp için bir zulüm. " " Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e Nasihatı “Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana. Güceniklik bize; gönül almak sana. Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana. Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana. Ey Oğul! Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz. Oğul! Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır. İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir… Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek derler. En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır. İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!.. Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı… Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!.. Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…” Şeyh Edebali, 13. Yüzyıl, Söğüt-Bilecik-Türkiye " " Mazlum ol, zalim olma. Üzül de üzen olma. Mahşerde hesap zordur. Ezil de ezen olma... " " Sen gidip altınını hurdacıya satmaya kalkışırsan , ona hurda parası verecektir. Altını anlayan sadece kuyumcudur. Hayaller ve hedefler de böyledir. Kuyumcunu bulman lazım. Öbür türlü içinde kalsın daha iyidir. " " Gün olur varlıktan gelir. Gün olur yokluktan gelir. Aciz nefsim şikayet etme haline. Şükret ne gelirse Allah'tan gelir. " " Su kaynarken ne diye ses çıkarır? Su dermiş ki; eğer yağmur olmasaydım toprağa düşmezdim. Toprağa düşmeseydim ağaçlar olmazdı. Ağaçlar olmasa, odun olmazdı. Odun olmasa beni böyle yakan olmazdı. Bana ne olduysa benden, bana oldu... " " Kış biter, yaz gelir. Dert biter, mutluluk gelir. Yeter ki kalbin temiz, umudun Allah olsun. Bir bakmışsın ki, Sıkıntı biter, huzur gelir. " " Sağdakinin bütün çilesi, soldakinin mahcubiyet duymaması için..." " Haram lokmaya alışmışsa kursak Aç da bir, tok da bir... Haline şükrü unutmuşsa insan Az da bir, çok da bir... " " Ne güzel ikramdır, insanın insana zaman ayırması " " Hayatım boyunca sevdiğim insanları kaybetmekten korkmuştum. Bazen kendime soruyorum. Beni kaybetmekten korkan var mı? " " Az yiyenin hekimle, düz gidenin hakimle işi olmaz. " " Konuşabilmek ile konuşmayı bilmek arasında büyük fark vardır. Mesela, çoğu insan ikincisini bilmez." " Ne bileyim ben öyle herkesi düşününce, herkes de beni düşünür zannettim... " " Elimden geleni yaptıktan sonra, elimden giden umurumda olmaz. " " Yeni sayfa açınca değil; eski sayfaları yırtıp uçak yapınca mutlu olunuyor. " " Ya söyleyecek sözü olmalı insanın, Ya da susacak edebi..." " Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu bir şey kaybettirmez. " " Ne oldum değil, ne olacağım demeli insan. Bir bakarsınız gülsünüz. Bir bakarsınız külsünüz. " " Şu iki insanı asla unutmayın. İhtiyaç anında yanınızda olanı. Zor zamanda yalnız bırakanı " " İnsanı iki şey anlatır. Hiçbir şeyin yokken gösterdiğin sabır, Her şeyin varken sergilediğin tavır " " Bi ara çok konuştum. Hiç faydasını görmedim. Bıraktım. " " Karısına el kaldırandan ADAM Kocasını küçük düşürenden KADIN olmaz... " " Bir ''BABA'' öldü mü,bir insan ölmez sadece; Hayatının anlamı ölür, Mutluluğun ölür, Hayallerin ölür, sığındığın ölür, dayandığın ölür... Karşılıksız sevenin ölür, Yüzündeki tebessüm ölür. Sarıldığında rahatladığın koskoca yürek ölür... " " Denizin dibinden inci çıkarmak isteyen, Vurgun yemeyi göze almalıdır " " Düzenim bozulur. Hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun? Hayatının altının üstünden daha iyi olmadığını " " Şeytan, inek sağmakta olan bir kadını takip eder. Bu esnada ineğin buzağısı az ilerideki bir kazığa bağlı durmaktadır. Şeytan, şeytanlık yapacak ya; buzağının ipini bir parça gevşetir. Buzağının karnı aç olduğu için annesinin sağılmasına daha fazla dayanamaz. Debelendikçe boynundaki ipi gevşetir ve sonunda bağından kurtularak, annesini emmek için ona doğru koşar. Bu esnada süt kovasına çarpar ve kovadaki bütün süt yere dökülür. Sağdığı sütün ziyan olduğunu gören kadın, bu duruma çok sinirlenir ve eline geçirdiği odunu buzağının kafasına geçirir. Yavru kan içinde yere yığılır. Bunu gören inek bir tekmede kadını perişan eder. Üzerinde tepişirken kadını öldürür. Gürültüleri duyan kadının kayınbabası, ineğin gelinini öldürdüğüne şahit olur. Eline geçirdiği tüfekle ateş edip ineği öldürür. Silâh sesini duyan kadının kocası ahıra doğru koşar. Bakar ki, hanımı kanlar içinde yerde yatmakta ve babasının elinde de tüfek var; hemen silâhını çekip babasının üzerine mermileri boşaltır. Olayın şahitlerinden biri durumu ölen kadının kocasına anlatır. Gerçekleri öğrenen adam pişmanlıktan cinnet geçirip intihar eder ve oracıkta can verir. Şeytan bile bütün bu olanlar karşısında şaşkınlığını gizleyemez. Hemen açar ellerini “Allah’ım olanlara sen şahitsin! Ben sadece bir parça ip gevşettim…” " Ne demiş Mevlana? İnsanlar seni yanlış anladı diye dert etme... Duydukları senin kendi sesin bile olsa; Aklından geçenler onların kendi düşündükleridir. Yani neyi düşünüyorsanız, siz de öylesiniz demektir... " " Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer. İçsen de tükenir. İçmesen de... O yüzden hayattan tat almaya bak. Çünkü, yaşasan da bitecek. Yaşamasan da... " " Ok yaydan fırlamıştır ve mutlaka hedefini bulacaktır. " " Alemde şer, oğuzda er eksik olmaz " " Acemi katır, kapı önünde yük indirir " " Bize uzatılan hiçbir eli boş çevirmeyiz dostlukla olursa sıkar, düşmanlıkla olursa keseriz! ” " Türkiye'nin uzadıkça budanan, kurudukça sulanan bir ağaç statüsüne tekrar döndürülmesi " " Türkiye tarihi boyunca hiçbir zaman saldırgan bir devlet olmamıştır, sömürge lekesi olmayan nadir devletlerden biridir. Bizim fetih anlayışımız inanç, köken, meşrep ayrımı gözetmeksizin vatan toprakları üstündeki herkesin yaşamasını ve yaşatılmasını ifade eder. Ayağımızın bastığı her yerde gönüller kazanmanın, imar etmenin, eser bırakmanın gayreti içerisindeyiz. Ülkemizin bu onurlu duruşu asırlık hesapların bozulmasına yol açıyor." " Tarihteki hiçbir zafer bir diğerinin alternatifi değildir. Tam tersine her zafer bir öncekinin tamamlayıcısı, bir sonrakinin habercisidir. Milletimizin bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz havasıyla, deniziyle, karasıyla yeni zaferler için hazırlık yapmaktadır. " " Ortak değerlerimiz arasında bölücülük yapanlar, tarihimizin bir bölümünün arkasına saklanarak, diğerini kötüleyenler, Gazi Mustafa Kemal'in hizmetlerini anlatmak için başkalarına kin kusanlar, bu ülke ile bağını koparmış zavallılardır. 2 bin 200 yılı aşan Türk tarih devletleri ile zaferleriyle mücadeleleriyle ricatleri ve yükselişleri ile bir bütündür. 2023 yılında 100'üncü yaşı kutlanacak Türkiye Cumhuriyeti'nin "millet olarak bu topraklarda kurulan ilk değil en son devleti " " Biz hemen her konuyu istismar aracı haline getirenlerin asıl niyetlerini elbette biliyoruz. Bunların 30 Ağustos gibi, Cumhuriyet gibi, millet, memleket gibi bir dertlerinin olmadığının farkındayız. 30 Ağustos bahanesiyle tarihimize saldıranların, zaferlerimiz arasında ayrım yapanların amacı 83 milyonun birliğine, beraberliğine, kardeşliğine kast etmektir. Allah'a hamdolsun şimdiye kadar milletimiz bu oyunlara gelmemiş, ortak değerlerin istismar edilmesine asla fırsat vermemiştir. İnsanlarımızı birbirine düşürmek isteyenler, bu ülkenin topraklarına nifak tohumu ekenler gereken cevabı yine milletimizden alacaktır. " " Zaferler işte bu eserlerle kutlanır, lafla değil. Eğer zafer diye bir kararlılığınız varsa bu eserleri dikersiniz." Fatih Sultan Mehmet Han'ın çizimlerini bizzat yaptığı Şahi Topları'nın 18 tonu bulan ağırlıklarıyla devrinin en gelişmiş silahlarından birisidir. "Osmanlı tüfek üretiminde çok uzun yıllar boyunca, dünyanın önde gelen sanayilerinden birine sahip olmuştur. İkinci Abdülhamit Han'ın İstanbul'da kurduğu modern barut, fişek, top fabrikaları Cumhuriyet'e miras olarak kalmıştır. Cumhuriyet döneminde Kırıkkale başta olmak üzere Anadolu içlerine yayılan silah sanayinin gerisinde de yine güçlü bir birikim vardır." Nuri Demirağ'ın Kayseri'de kurduğu uçak fabrikası, Nuri Killigil'in İstanbul'da kurduğu silah fabrikasının savunma sanayinin öncüleri olarak halen hafızalarda olduğunu dile getirerek, "Tüm bu kritik projeler, dönemin ufuksuz, vizyonsuz idarecileri tarafından sabote edilmiştir. Türkiye adeta kasıtlı ve bilinçli bir şekilde savunma sanayinde yurt dışına mahkum bırakılmıştır. Ülkemizin ilk uçak fabrikasının özellikle kapısına 1950 yılında kilit vuranlarla bugün bizi savunma sanayinde attığımız adımlardan dolayı eleştirenler, aynı sığ zihniyetin mensuplarıdır. Sakarya'daki tank palet fabrikamızı diline dolayanlar bu ülkeyi 2002'ye kadar yüzde 70 oranında dışa bağımlı hale getirenlerdir. Oysa Nuri Demirağ, Vecihi Hürkuş'a, Nuri Killigil'e sahip çıksaydı Türkiye, bugün savunma sanayinde bambaşka bir konumda olurdu. Tüm bu adımları atarken şu gerçeği de unutmuyoruz, 'Başarımızı daim kılmamız, çıtayı sürekli yukarıya taşımamıza bağlıdır.' Savunma sanayisi ataleti kabul etmeyen sürekli ve yüksek tempolu çalışmayı gerektiren bir sektördür. Savunma Sanayi Başkanlığına, paydaşlarına ve savunma sanayi kuruluşlarına bu noktada çok önemli vazifeler düşüyor. Savunma sanayisi alanında koordinasyon ve eş güdüm eksikliğine tahammülümüz yoktur. Özellikle kendi üretebileceğimiz ürünlerin yurt dışından tedarik edilmesine asla razı değiliz. Elimizdeki sınırlı kaynağı kendi savunma sanayimizi geliştirmek, güçlendirmek için kullanmak birinci önceliğimiz olmalıdır. Sektörümüzden azami derecede hassasiyet bekliyorum. İş birliği ve eş güdüm içinde çalışarak ülkemizi savunma sanayisinde devler ligine taşıyacağınıza inanıyorum. " " İmam-ı Caferi Sadık sözüdür.. Der ki; “Kork o mahkemeden ki, Hâkimin kendisi şahittir...” “ Dünya, bir sahnedir; herkes rolünü oynadıktan sonra çekip gider ” " Umarım verdiğiniz ve tuttuğunuz sözler kadar ömrünüz bereketli olsun. Yolunuzun devamı verdiginiz huzur ve huzursuzlukla aynı orantıda olsun. Saygılar " " Aldırma söylenenlere varsın görenler seni bir ot sansın. Sen gül ol da uğruna ötmeyen bülbül utansın" " Dibi görünmeyen kuyudan su içme " " Başkalarının günahlarıyla aziz olamazsın " " Ne bize yakışır, ne de söyleyene yakışır" " Dedikodu dinleyen dedikodu yapan kadar hatalıdır " " Gıybet eden ve dinleyen günahta ortaktırlar " " Çamur atma hedefini saşırır kirli ellerinle kalıverirsin " " Ne söylediğini kime söylediğini ve ne zaman söylediğin unutma " " Başkalarının dedikodusunu yapan bir gün senin de dedikodunu yapar " " Kişiyi iyi tanıtırsan kimseyi inandıramazsın. Ama kötülersen herkesi inandırırsın " " Evlat senin için ne dedikleri önemli değil senin için ne fısıldadıkları önemli. " " İnsanlar seninle konuşmayı bıraktığında arkandan konuşmaya başlarlar. " " Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce daima kendi çarığının içine bak " " Başkalarının sözlerini sana taşıyan bir kimse bil ki senin sözlerini de onlara taşıyordur. " " Kusursuz olsaydık başkalarının kusurlarını bulup çıkarmaya bu kadar meraklı olmazdık. " " Bir insan hakkında başkalarının onun için söylediklerinden çok onun başkaları için söylediklerinden fikir edinilebilir " " Sevdiğimiz kişilerle konuşurken öyle konuşmalıyız ki yarın onlarla dost olduğumuzda söylediklerimizden utanmayalım " " Nazar deveyi kazana insanı mezara sokar. " " Malı, mülkü Allah verir israf yapma varlık verir. Nazar etme gözün gelir. " " Allah’ım bana bir veriyorsan millete üç ver. Yeter ki benim olan da gözleri olmasın! " " Bir tek akla nazar değmezmiş çünkü kimse kimsenin aklını beğenmezmiş. " " İşimiz nazardan, yolumuz düşmandan, hayatımız nankörlerden uzak olsun inşallah. " " Sokak lambası gibi olma ey yar kime yandığın belli olsun. " " Akıllı telefonmuş. Karşı taraf aptal olunca, telefon akıllı olsa bile işe yaramıyor. " " Eskiden haklı olduğumu, karşımdaki anlayana kadar anlatırdır. Fakat şimdi ben anladığım an susuyorum..." " Yeniden başlamaktan korkma. Bu sefer sıfırdan başlamıyorsun. Tecrübeyle başlıyorsun." " Bir söz vardır. Kötümser aşağı bakar ve kafasını çarpar. İyimser yukarı bakar, ayağı kayar. Gerçekçi önüne bakar. Ve yolunu buna göre ayarlar." " Geçmişi dert etmek, geçmişle hüzünlenmek veya geleceğin endişesiyle mahfolmak insanın zayıf yanlarıdır. Geçen geçti. Dert etme. Gelen gün ya gelir ya gelmez. Bugün ağladığın şeylere yarın gülersin. Şems-i Tebrizi; Dünyam alt üst olacak diye etme telaş. Bakarsın altı üstünden iyidir diyor. En tatlı nimetler, acı ambalajlarla gönderilir. Biz Allah'ın kuluyuz. Bu bir imtihandır. Bize düşen, Kadere iman eden, kederden emin olur. " " İnsanlara gereksiz değer vermeyin. Sen geceyi seversin, geceye bakarsın, geceye sevgini gösterirsin. Adam kendini yıldız zanneder. Sonra yıldızmış gibi seni aşağılar." " İnsanın, Allah'a emanet ettikleri vardır. Üzerine bir de dualar ekler. Bir de Allah'a havale ettikleri vardır. Sonucunu sabırla bekler." " Ne senden bana rüku olur, ne benden sana kıyam. Artık ne esselamü aleyküm, Ne de aleyküm selam." " Kendi kalbinden emin olan, başkasının şüphesinden rahatsız olmaz..." " Kimseye çelme takmıyoruz diye, ayağımız yok zannediyorlar. Halbuki biz bu ayakları, yolumuzda doğru yürümek ve dik durmak için kullanıyoruz..." " Niye mi kaybettik? Çünkü bize iyi olun dediler. İyi oynayın deseydiler, belki biz de kazanırdık bir şeyler..." " Büyük beyinler fikirleri konuşur, Orta beyinler olayları konuşur, Küçük beyinler KİŞİLERİ konuşur..." " Firavunu öldüren sinek, Peygamberi koruyan örümcek, İbrahimin ateşine su taşıyan karınca, sahip oldukları güce değil, umutlarına tutundular..." " Büyütürsem derdimi, büyüttüğüm dersim küçültür beni. Eğer küçültürsem o derdi, işte o dert o zaman büyütür beni..." " Yarım somunun var mı? Bir ufak da evin? Kimselerin kulu kölesi değil misin? Kimsenin sırtından geçindiğin de yok ya? Keyfine bak, en hoş dünyası olan sensin..." " Yaşlandıkça 500 liralık saat ile, 30 liralık saatin aynı şeyi gösterdiğini, 1 milyon liralık ev ile 100 bin liralık evin aynı yalnızlığı barındırdığını fark edeceksiniz. Asıl mutluluk, sevgi ve kahkahadan geçer..." " Normal insanlar hatalarından ders alır. Akıllı insanlar, başkalarının hatalarından ders alır..." " Burası dünya. Ne çok kıymetlendirdik. Oysa bir tarlaydık. Ekip, biçip gidecektik. Sular hep aktı geçti. Kurudu vakti geçti. Nice han, nice sultan tahtı bıraktı geçti. Dünya bir penceredir. Her gelen baktı geçti. " " Allah'tan korkana ölüm yar gelir. Ölümden korkana dünya dar gelir. Ölüm aşığın maşuğuna kavuşması gibidir. Hazreti Mevlana; Ben öldüğümde üzülmeyin. Benim ölümüm, tohumun toprağa düşmesi gibidir. Ölüm günüm, doğum günümdür..." " Adama sormuşlar. Malını mı seversin? Günahını mı? E sorulur mu demiş. Günah sevilir mi? Malı mı severim. Hayret demiş. Sevdiğini bırakıp gidiyorsun. Sevmediğini götürüp gidiyorsun. E ne yapayım demiş. Sevdiğini götür git. Sevmediğin bırak kalsın. Malını götürmek ahirete yatırım yapmakla olur. Günahını bırakmakta tevbe istiğfarla olur..." " Vazgeçmek ve vazgeçmekten vazgeçmek diye bir kavram vardır ya... İyilik yaparsın, herkese anlatırsın. O ne vaz geçmek. Ne vazgeçmekten vazgeçmek. İyilik yaparsın. Ama kimseye söylemezsin. Evde tek başına düşünürsün. Ben bu iyiliği yaptım diye. Bu vazgeçmektir. İyilik yaparsın. Yaptığını unutursun. İşte bu vazgeçmekten vazgeçmek..." " Gerçek mutluluk nedir? Çok şeye sahip olmak değil. En az şeye ihtiyaç duymaktır. İhtiyaçlarını belirleyip, ona göre yaşayacaksın. Dale Carnegie; Yeni ayakkabılarım olmadığı için yaradana isyan ediyordum. Ta ki ayakları olmayan bir çocuğu görene kadar..." " Bazen diyorum ki, ne olacak söyle gitsin. Sonra diyorum ki, söyleyince ne olacak? Sus bitsin..." " Yakını mı, yoksa uzağı mı göremiyorsun dedi doktor. Ben de bana kimin yakın, kimin uzak olduğunu göremiyorum dedim..." " İçinde hiçbir şey olmayan 500 TL lik bir çanta almayın. 75 TL lik bir çanta satın alın ve içinde 425 TL olsun... Zengin görünmeye çalışırken meteliksiz gezmeyin..." " Zaman ilerlese de, hakikat hep aynıydı. Çünkü insan; inna illah'tan başlayıp, inna ileyhi Raciun'a gider bir yolcuydu..." şöyle dua edermiş; " Ya rabbim! Kaderimde muhtaç olmak varsa, bu muhtaçlık sadece sana olsun. Beni senden başkasına muhtaç etme ya Rabbim..." " Mutluluğu yüksek sesle anlatma. Hasedin uykusu hafiftir..." " Kendini haklı çıkarmak için cahille mücadele etme. Ne demiş Mevlana; Bizi bilen bilir. Bilmeyen kendisi gibi bilir..." " Yuva kurarsın. Boşanmanı beklerler. İş kurarsın, batacağın zamana iddiaya girerler. Birisiyle ortak olursun, kesin ayrılır derler. Başarırsan acemi şansı, Kazanırsan babadan kalmıştır. Yükselirsen torpili vardır. Düşersen biz söylemiştik derler... Sizin..." " Geçmeyen tek bir şey söyle hayatında. Hepsi geldi. Hepsi geçti. Yahu dünya dediğimiz yer, kendisi gelip geçilecek bir yer. İçindeki nasıl gelipte geçmesin, gelipte kalsın. Gönlümüze bir levha gibi şunu asacağız. Bu da geçer ya HU... Başımıza bir musibet mi geldi. İsyan etmeyeceğiz. Bu da geçer ya HU Diyeceğiz..." " Bir dünya kayıp gidiyor altımızdan. Bir hayat. Bir gelecek. Kaybediyoruz her geçen gün. Kazandığımızı düşünerek üstelik. Üç şeyi çok severiz diyor bir hikmet ehli. Bedenimizi severiz. O toprağındır. Ruhumuzu severiz. O yaradanındır. Malı mülkü çok severiz. O da mirasçılarındır. Maalesef bütün kavgamız, kendimize ait olmayan şeyler içindir..." " Bu toplumun iki tane tanrısı vardır. Biri Allah. Biri elalem ne der tanrısı. Yıllarca elalem ne der tanrısına sadık biri olarak yaşıyoruz ne yazık." " Zirvede Kartallarda bulunur. Yılanlarda. Ama biri sürünerek gider. Biri süzülerek. Önemli olan nereye gittiğin değil, Nasıl gittiğindir..." " İnsan kıymet bilseydi rabbinin kıymetini bilirdi. Rabbine bile kusur eden bir insanın, bana bir kusur etmemisini beklemek bir hayaldir. Birilerinin anlamaması, sizin ahlakınızı neden değiştiriyor? Birilerinin yapmaması, kıymet bilmemesi sizin dilinizi, üslubunuzu neden değiştiriyor?" " Bilincini, kimliğini kaybeden, feleğini şaşıran, atasına küfreden, kendi kültüründen haberdar olmayan, ve haberdar olmadığı kültüründen utanan, kendi vatan topraklarını yabancıya kendi eliyle veren bir nesil. Dil, gönlü yüzdüren gemidir. Dil gidince gönlün gider. " Kralın biri taht odasında otururken, pencereden sesler gelmiş; ''güzel elmalarım vaaaaaar!'' Bakmış, yaşlı birisi, at arabasında elma satıyor. Etrafında müşteriler. Kralın canı çekmiş ve baş vezirini çağırmış; -Al sana beş altın, koş bana elma al. Baş vezir, vezirlerden birisini çağırmış; -Al sana dört altın, koş elma al. Vezir saray görevlilerinden birisini çağırmış; -Al sana üç altın, koş elma al. Saray görevlisi muhafız komutanını çağırmış; -Al sana iki altın, koş elma al. Komutan nöbetçiyi çağırmış; -Al sana bir altın, koş elma al. Nöbetçi çıkmış yaşlı ihtiyarı yakasından tutmuş ve -Hey sen, ne bağırıyorsun? Burası han mı, yoksa saray mı? Defol buradan. Arabana da elmalara da el koyuyorum. Nöbetçi, muhafız komutanına dönmüş; -İşte şef, iyi dalavere çevirdim. Bir altına yarım araba elma. Komutan saray görevlisine dönmüş; -İşte, iki altına bir çuval elma. Saray görevlisi vezire dönmüş; -İşte, üç altına bir torba elma. Vezir, baş vezire dönmüş; -İşte, dört altına yarım torba elma. Baş vezir kralın huzuruna çıkmış; -İşte kralım, emrettiğiniz gibi. Buyurun, beş elma. Kral oturmuş taht odasında ve düşünmüş; "Beş elma-beş altın. Bir elma-bir altın ve halk elmalara hücum ediyor. Demek ki vatandaşın durumu çok iyi… O halde vergileri hemen artırmak lazım. "
Doğayı talan ve tahrip tüm masum varlıkları kana ve acılara boğuyor. İş bilmezlik, sistemsizlik, liyakatsizlik ve çıkar hegemonyası ideolojik inatlarla birleşince, doğal süreçler dahi felakete dönüşüveriyor. Hukukun, ahlakın, dinin ve hatta hikmetin olmazsa olmazı “kişileri ve şeyleri yerli yerine koymaktır.” Bu ilke göz ardı edildiğinde “yeryüzü bozguna uğrar.” İhanet tam da bu noktada başlar. Yaşadığımız budur. Toplumdaki infialin arkasında yatan güvensizlik budur. Milletin parasının yerli yerince harcanmaması da budur. Yöneticilerin şahsi harcamalarında israf tavan yaparken toplumsal zeminde en elzem ihtiyaçlarda dahi, devletin, tartışmaya mahal bırakacak şekilde hareket etmesi kabul edilebilecek bir durum değildir ve bu millete zulümdür. Tam da buradan hareketle, toplumdaki güvensizliğin nedenleri yüksek sesle dile getirildiği anda, karşı atak olarak kanunsuz ayaklanma, kalkışma, darbe imaları; köşe başlarını tutmuş liyakatsiz ve basiretsizlerin beceriksizliklerini örtme politik konulardan uzak durduğumu bu köşeyi takip edenler bilir. Olan bitenleri anlamaya çalışırım ama bazı şeyler var ki şaşırıp kalıyorum. Hemen söyleyeyim; bir sorunu çözmedeki başarı konunun uzmanı olan kişilerin sistemli çalışmaları, geleceği öngören politikaları ve bu uzmanlara tahsis edilecek kaynaklarla sağlanır. Görev, ehline verilirse adalet zuhur eder ve toplum huzur bulur. Adaleti tesis etmek devlet yöneticilerinin birincil görevidir. Bunu kendi dimimiz içinden de bir kez daha seslendireyim, devletin dini adalettir. Demem o ki, kalkıp ilahiyatçı birini bilim ve teknik alanında en tepeye atarsanız, ormanlarla alakası olmayan kişileri ormanların başına getirirseniz, dil bilmeyen kişileri büyükelçi yaparsanız, Türk devletinin adı değişsin diyenleri yönetim kurulu üyesi atarsanız adaleti yok edersiniz. Tekrarlayayım, kişileri ve şeyleri yerli yerine koymamak zulümdür. Zulüm ateştir, yakar kavurur. Ha keşke yanlışı yapanlar bedel ödeseler ama ne yazık ki öyle olmuyor. Olan yoksula, yoksuna, ağaca, ormana, suya, havaya, toprağa, tohuma KENDİSİ ŞÂHİTOrman ağaç toplamından mı ibaret? Nasıl olsa ağaçlandırırız, köylülerin ineğini koyununu öderiz demek ekosistemden habersiz olmak demektir. Ormanı ağaç toplamından ibaret zannetmek varlığı bilmemek demektir. Orman senin benim değildir, şehvetle imar alanları bekleyenlerin hiç değildir. Onun sahibi, içindekiler ve içindekilerin Sahibidir. Bu Sahibin bir gün hesap soracağına inanan insan, ormana mabet gözüyle bakar. Canı korumak ilkesi bu noktada öyle bağlayıcıdır ki, bahane asla kabul etmez. İslam'ı günümüz sultanlarının yaşam tarzlarıyla değerlendirmeye kalkanlar yanılıyorlar. Hele İslam'ın üç beş ritüelini yerine getirip ama boğazlarına kadar harama batmış olanlar ve bu milletin parasıyla har vurup harman savuranlar hepten yanılıyorlar. İmam Cafer'in şu sözünü hatırlatayım “Kork o mahkemeden ki, Hâkim'in kendisi şâhittir.” “Fırat kenarında bir oğlak kaybolsa ya da bir kurt koyunu kapsa korkarım ki, onun bile hesabı Ömer'den sorulur” sözünün, yüzyıllardır hutbeleri süslemekten öteye geçmediğini çok iyi biliyorum. “Canı muhafaza” ilkesini işte tam da bu espride yakalamamız gerekiyor. Adalet yoksa, tüm canlar; insan, ağaç, börtü böcek, denizler, sular, karada havada yaşayanlar inler; lakin onu duyacakların safı vardırHz. İbrahim'i ateşe atmak için Nemrut büyük bir ateş yaktırır. Olacakları izlemek için insanlar toplanırlar. Bir de bakarlar ki, bir karınca ağzında su damlasıyla ateşe doğru yol yapmaya çalışıyorsun?Karınca-Ateşi söndürmeye gidiyorum!Ağzındaki bir damla su ile mi söndüreceksin?Karınca-Evet, söndürmez. Ancak safım belli olsun!Canlar için saf tutup mücadele edenlere ve bu uğurda şehit olanlara selam olsun.
* CahiIIer, cesur oIurIar. * RAHATINIZ BOZULMASIN DİYE, HANGİ DOĞRUDAN VAZGEÇTİYSENİZ, O FİYATA SATILDINIZ DEMEKTİR. Alıntı Not Bunun üzerinde çok düşünelim ve durumumuzun tespitini yapalım! * “Benim adamlarımın her işi doğru, seninkilerin yanlış!" İşte, bizi batıran ve bitiren bu kafalardır! * En büyük cezaevi, cahiI bir insanın kafasının içidir. Montaigne *Kadının açılmasına “moda”, soyunmasına “sanat”, nikahsız birlikteliğine “özgürlük”, İslamsız bir hayat yaşamasına “çağdaşlık”; Allah’ın cc emrine uyup örtünmesine “yobazlık” diyen erkeklerden daha onursuz kadın istismarcıları var mıdır.?! * Matematiğin babası sayılan HAREZMİ'ye, insan nedir diye sormuşlar. Demiş ki; İnsan güzel ahlaklı ise = 1 eder. Yakışıklı ise buna bir sıfır ekleyin = 10 eder. Varlıklı ise bir sıfır daha ekleyin = 100 eder. Soylu ve neseb sahibi ise bir sıfır daha ekleyin = 1000 eder. Fakat “AHLAK” Olan 1bir giderse, insanın kıymeti gider geriye değeri olmayan sıfır kalır !! * ÇALIŞMADAN KAÇAN, ÇALIŞMAYAN KAMU GÖREVLİSİ, HIRSIZDIR. Bir zamanlar mahiyetimizde çalışan bir personel ile karşılaşan bir dostumuz, o personelle bir yerde beraber bulunmuş. İsmimiz geçince, ağır konuşmuş. Niye demiş dost. Hırsız, yolsuz, adaletsiz miydi? Yok demiş, öyle bir şeyi asla olmaz. Ama anamızı ağlattı demiş. Çok çalıştırdı. Çok çalıştırdı dediği ne, dostlar biliyor musunuz? Biz gelene kadar, ya hiç ya da 1-2 saat çalışıyordu. Biz gelince 5 saate çıktı. Daha devletin/milletin 3 saat alacağı vardı! * Bir tartışmayı kazanmak veya kaybetmek, başarı ya da başarısızlık değildir. Tartışmada; -Birbirini anlamak her iki tarafın KAZANCI, -İnatlaşmak her iki tarafın KAYBIDIR. Ulvi Saran paylaşımı. * Kork O mahkemeden ki, Hâkimin kendisi şahittir... imam-ı Caferi Sadık as * ŞU ANDA YAŞADIĞIMIZ DİNİN MÜSLÜMANLIKLA İLGİSİ VE ALAKASI YOK. MÜSLÜMANLAR ŞEYH VEYA SİYASİ LİDERLERİNE TAPAN PUTPEREST OLDULAR. Ali Bardakoğlu * Bundan 300 yıl kadar önce de müslümanlar namaz kılıyordu şimdi de kılıyor.. Ama 300 yıl önce, Pasifik'ten Atlatik'e kadar dünyaya hâkimdi, şimdi ise sürünüyor. Namazda bir değişiklik olmadığına göre, Müslümanlar da bir değişiklik var!. Roger Garaudy. * "İYİLİK MARAZ DOĞURUR" SÖZÜNE HİÇ İTİBAR ETMEDİM. Maksatlı ve fesat bir söz olduğuna inandım ve inanıyorum. AMA HEP GERÇEK OLDU, YAŞADIM, YAŞIYORUM. EN YAKININIZ, KARDEŞİNİZ, KARDEŞ AİLENİZ BİLE, İYİLİĞİ İSTİSMAR EDEBİLİYOR, NANKÖR OLABİLİYOR, MARAZLIK YAPABİLİYOR. ŞÜPHESİZ KARA, KAPKARA CEHALETİN, KARARMIŞ AKLIN VE KALBİN ESERİ! AMA İYİLİĞE DEVAM. ZİRA İNSAN RIZASI İÇİN DEĞİL, MUTLAK RIZA İÇİN. "Sakarya PSB Anatolia 2021 Peyzaj, Süs Bitkileri, Bahçe Sanatları ve Ekipmanları Fuarı" ETKİNLİĞİNDE, ANADOLU değil de, Anatolia kelimesinin kullanılmasını esefle karşılıyor, DİLİMİZDE HASSASİYETTE, ÖNCELİKLE BELEDİYELERİMİZİN DİKKATLİ VE ÖRNEK OLMASINI DİLİYORUZ. * BİR YABANCI HAYRANLIĞI, YOZLAŞMA VE KOKUŞMA DAHA! Sakarya’da “PSB Anatolia fuarı” ismindeki hatadan sonra, bir hata da Sivas’tan. "Sivas'ta Trans Anatolia Rallisi" Haber7 Yine fosil bir isim diriltme, Haçlı niyetlere hizmet. * Anatolia değil, ANADOLU!Ne bu kendi diline düşmanlık? *YABANCILARA AĞUSTOS AYINDA 5 BİN 866 KONUT SATIŞI GERÇEKLEŞTİ! Yabancılara yapılan konut satışları Ağustos ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 50,7 artarak 5 bin 866 oldu. Yabancılara yapılan konut satışlarında, ilk sırayı 2 bin 729 konut satışı ile İstanbul aldı. İstanbul'u sırasıyla 976 konut satışı ile Antalya, 400 konut satışı ile Ankara, 242 konut satışı ile Mersin, 233 konut satışı ile Yalova, 206 konut satışı ile Bursa, 129 konut satışı ile Sakarya, 121 konut satışı ile İzmir, 112 konut satışı ile Trabzon ve 109 konut satışı ile Kocaeli izledi. Yeni Sakarya * Mutluyken söz vermeyin, kızgınken cevap vermeyin, üzgünken karar vermeyin.” Ziad K. Abdelnour * ADAPAZARI TIRENİNİN SEFER SAYISININ ESKİ SIKLIĞA ULAŞTIRILMASI. Halen tıren KARŞILIKLI BEŞ sefer gibi sembolik bir hizmet ile çalıştırılmakta, bu haliyle hiçbir işe yaramamaktadır. Tez zamanda eski sıklığa ulaştırılmalıdır. Eskiden karşılıklı 11 sefer yapmakta idi. Siyasetçilerin vazifesi, bunu eksiltmek değil, artırmak olmalıdır. * İDARENİN AŞIYA ZORLAMASI, AMA SORUMLULUK ALMAMASI, SORUMLULUĞU AŞI OLANA YÜKLEMESİ DÜŞÜNDÜRÜCÜ! * ABD GENEL KURMAY BAŞKANI "Afganistan'da iç savaş çıkacak" dedi! ZATEN HEDEFİNİZ ODUR VE ONUN İÇİN ÇEKİLDİNİZ. TEK BİR AMERİKAN ASKERİ DAHA KAYBETMEDEN, TEK BİR KURUŞ DAHA HARCAMADAN AFGANİSTAN'A SON DARBEYİ VURMAK VE YENİ YÖNETİMİ DE KENDİ İÇİNDE BEDAVA BİTİRMEK. ELİ KANLI VAMPİR EMPERYALİSTLER kana doymuyor!!
Benim efendim !....................... Ben sana bendim !.................... Bir üfledin de............................ Yıkıldı bendim........................... Ben ki, denizdim,...................... Dağbaşı bendim....................... Şimdi sen oldun,....................... Âleme pendim........................... Benim efendim !....................... Benim efendim,.......................... FEZA levendim !......................... Ölmemek neymiş;....................... Senden öğrendim...................... Kayboldum sende,..................... Sende tükendim!........................ Sordum aynaya........................ Hani ya kendim?....................... Benim efendim!........................ Benim efendim!........................ EMRİ yüklendim!...................... Dağlandım kalbden................... Ve mühürlendim...................... Askerin oldum,.......................... Başta tülbendim;....................... Okum sadakta,......................... Elde kemendim........................ Benim efendim........................ Theme by safe as milk
kork o mahkemeden ki hâkimin kendisi şahittir ne demek